16 Ocak 2008 ÇARŞAMBA
Resmî Gazete
Sayı : 26758
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2006/35
Karar Sayısı : 2007/48
Karar Günü : 11.4.2007
İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Kemal ANADOL, Haluk
KOÇ ile birlikte 127 milletvekili
İPTAL DAVASININ KONUSU: 29.12.2005 günlü ve 5444 sayılı Tapu Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un;
1- 1. maddesiyle yeniden düzenlenen 22.12.1934 günlü ve 2644 sayılı Tapu
Kanunu'nun 35. maddesinin birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı,
yedinci, sekizinci ve onuncu fıkralarının,
2- 2. maddesiyle 2644 sayılı Yasa'ya eklenen Geçici Madde 2'nin ikinci
fıkrasının,
3- 3. maddesinin,
Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 2., 5., 6., 7., 8., 10., 11., 16., 35. ve 123.
maddelerine aykırılığı savıyla iptalleri ve yürürlüklerinin durdurulması
istemidir.
I- İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMLERİNİN GEREKÇESİ
Yürürlüğün durdurulması istemini de içeren dava dilekçesinin gerekçesi şöyledir:
"III. GEREKÇE
1) 29.12.2005 Tarih ve 5444 Sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanunun Birinci Maddesinin Yeniden Düzenlediği 22.12.1934 Tarih ve 2644 Sayılı
Tapu Kanununun 35 inci Maddesinin;
a) Birinci Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
5444 sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun birinci
maddesinin yeniden düzenlediği 2644 sayılı Tapu Kanununun 35 inci maddesinin
iptali istenen birinci fıkrasının birinci cümlesinde, yabancı uyruklu gerçek
kişilere, karşılıklı olmak ve kanunî sınırlamalara uyulmak kaydıyla, Türkiye'de
işyeri veya mesken olarak kullanmak üzere, uygulama imar planı veya mevzii imar
planı içinde bu amaçlarla ayrılıp tescil edilen taşınmazları edinebilmek olanağı
getirilmiş; ikinci cümlesinde sınırlı aynî hak tesisi de aynı koşullara
bağlanmıştır. Anayasanın 35 inci maddesi mülkiyet hakkına ilişkin sınırlamaların
kanunla yapılacağını bildirmektedir.
Birinci cümlede sözü geçen "kanunî sınırlamalar" m ne olduğu ise, söz konusu
kanunda açık ve seçik bir biçimde ortaya konulmamıştır. Kuşkusuz bu kavram bugün
yürürlükte olan birtakım kanunları ifade ettiği gibi ileride yürürlüğe
konulabilecek olan ve bugünden ne getireceğini bilmediğimiz kanunları da
kapsamına almakta ve bu nedenle de neyin sınır olup neyin olmadığı hususunu
açıklıktan uzaklaştırmaktadır. Halbuki bir kanunun neye imkan tanıyıp neye imkan
tanımadığının, hükümlerinden açıkça anlaşılması gerekir. Böylesi açıklıktan
yoksun bir düzenleme, öngörülemezlik ve belirsizlik yaratır; bu da hukuk
kurallarının karşılaması gereken hukuki güvenlik beklentisinin karşılanamamasına
yol açar. Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk devletinin temel
unsurlarından birisi de, hukuk güvenliği sağlamasıdır. Hukuk güvenliği,
kurallarda belirlilik ve öngörülebilirlik gerektirir. Hukuk devletinde yargı
denetiminin sağlanabilmesi için yönetimin görev ve yetkilerinin sınırının
yasalarda açıkça gösterilmesi bir zorunluluktur. Belirlilik ve öngörülebilirlik
özellikleri taşımayan ve dolayısı ile hukuki güvenlik sağlamayan kurallar ise
"hukuk devleti" ilkesi ve dolayısıyla Anayasanın Türkiye Cumhuriyetinin bir
hukuk devleti olduğunu ifade eden 2 nci maddesi ile bağdaşmaz.
Yabancılara tanınan hak ve özgürlüklerin yasal sınırlarının açık ve seçik bir
biçimde gösterilmesi, ülke güvenliği ve bağımsızlığı bakımından da şarttır.
Çünkü ancak bu şekilde ülkenin tam anlamıyla yabancıların nüfuzuna açılması ve
yabancılara taşınmaz mal satışının yabancılaştırmaya dönüşmesi önlenebilir.
Anayasanın 16 nci maddesinde, temel hak ve özgürlüklerin yabancılar için
uluslararası hukuka uygun olarak yasayla sınırlandırılabileceği kuralı yer
almaktadır. Ancak bu hüküm, yasa ile getirilecek bu kuralların Anayasanın diğer
hükümlerine uygun olması gerekliliğini de ortadan kaldırmaz. Bu nedenle,
yapılacak düzenlemelerde "karşılıklılık" gibi uluslararası hukukun temel
ilkeleri göz önünde tutulurken, Anayasanın Başlangıç kısmının, 2 nci ve 5 inci
maddelerinin yanı sıra tüm hükümlerine de uygun kurallar oluşturulmalıdır.
Bu gereğe uyulmaması, yapılan düzenleme için bir Anayasaya aykırılık gerekçesi
oluşturur.
İçerdiği temel görüş ve ilkeler, öbür hükümlerle eşdeğer olan Anayasanın
başlangıç kısmının beşinci paragrafında, "Hiçbir faaliyetin Türk millî
menfaatleri ... nin karşısında koruma göremeyeceği ...." ilkesi ile Anayasanın
öngördüğü hukuk düzeni içinde ulusal çıkarların herşeyin üzerinde tutulması
gerektiği belirtilmiştir.
Öte yandan, Anayasanın 2 nci maddesinde, "... toplumun huzuru, millî dayanışma
ve adalet anlayışı ... içinde insan haklarına saygılı ..." olunacağına yer
verilerek devlet ve toplumun çıkarlarına öncelik tanınmıştır.
Anayasanın 5 inci maddesinde de, bir yandan "... Türk Milletinin bağımsızlığı"
nı, öte yandan da "... kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu
sağlamak" Devlet'in temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır. Anayasa
Mahkemesinin 2983 sayılı Yasa ile ilgili kararında, 5 inci maddede yer alan
"Türk milletinin bağımsızlığı" ilkesinin siyasal ve ekonomik bağımsızlığı
birlikte içerdiği, bu kavramların yalnız başına bir anlam taşımadıkları,
birbirlerini tamamlayan kavramlar oldukları vurgulanmıştır.
İptali istenen birinci cümlede yasal sınırlar konusunda görülen belirsizlik ise,
söz konusu Anayasa hükümlerinin ifade ettiği ilke ve kavramların gereğinin
karşılanmasını olanaksızlaştırmakta; bu nedenle de; toplumun yararlan,
bağımsızlık ve ülke güvenliği açısından sakıncalar taşımaktadır.
Açıklanan nedenlerle 5444 sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanunun birinci maddesinin yeniden düzenlediği 2644 sayılı Tapu Kanununun 35
inci maddesinin iptali istenen birinci fıkrasının birinci cümlesi, Anayasanın
başlangıç kısmına, 2 nci, 5 inci ve 35 inci maddelerine aykırı düşmektedir.
Diğer yandan yabancıların taşınmaz mal edinmelerine ilişkin sınırların açık ve
seçik biçimde yasada gösterilmemesi, Anayasanın 35 inci maddesi ile de
çelişmektedir.
35 inci maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesi, sınırlı ayni hak tesisini
birinci cümledeki koşullara bağladığı için, bu cümle de yukarıda açıklanan
gerekçelerle Anayasanın Başlangıç kısmı ile 2 nci, 5 inci ve 35 inci maddelerine
aykırıdır ve iptal edilmesi gerekmektedir.
35 inci maddenin birinci fıkrasının üçüncü cümlesine gelince, burada yabancı
gerçek kişilerin edinebilecekleri taşınmaz ve sınırlı ayni hakların alan olarak
sının gösterilmeye çalışılmakla birlikte, "toplam" teriminin sınırlı ayni haklar
ile taşınmazların birlikte toplamını mı, yoksa kategori olarak kendi içlerinde
ayrı ayrı alınacak toplamları mı ifade ettiği, madde metninden açıkça
anlaşılamamaktadır.
Bu belirsizlik yukarıda açıklanan gerekçelerle, üçüncü cümleyi de Anayasanın
Başlangıç kısmına, 2 nci ve 5 inci maddelerine aykırı bir görünüme sokmakta,
hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmamakta ve bu nedenle de söz konusu cümlenin
iptali gerekmektedir.
35 inci maddenin birinci fıkrasının son cümlesinde ise, bu fıkranın üçüncü
cümlesinde belirtilen 2,5 hektarlık sının, 30 hektara kadar artırmaya Bakanlar
Kurulu yetkili kılınmıştır.
Bu hükmün, Bakanlar Kuruluna ölçüt sınır olan 2,5 hektar miktarını 12 kat
artırma imkanı tanıdığı görülmektedir. Böyle bir yetkilendirmenin ise, yetkiyi
belirsiz ve adeta sınırsız hale getireceği; Anayasanın 123 üncü ve 8 inci
maddelerinde ifade edilen yürütmenin - idarenin kanuniliği ilkesi ile
bağdaşmayacağı; belirsizlik yaratması ve keyfiliğe imkan hazırlaması nedeniyle
"hukuk devleti" ilkesi ile de çelişeceği ortadadır. Böyle belirsiz, ilkeleri ve
genel esaslan kanunda gösterilmemiş, dolayısı ile sınırsız bir yetkilendirmenin
bir asli düzenleme yetkisi devri niteliği taşıyacağı ve bu nedenle de Anayasanın
7 nci ve 8 inci maddelerine; kökenini Anayasadan almadığı için Anayasanın 6 nci
maddesine aykırı düşeceği de gözden uzak tutulmamalıdır.
Öte yandan, 35 inci maddenin iptali istenen tüm cümleleri ile yapılan
düzenlemelerde taşınmazın arazi, arsa veya bina olması açısından, yabancıların
mülk edinme koşullarının ayrı ayrı belirtilmediği de görülmektedir.
Anayasa Mahkemesinin 4916 sayılı Kanun ile ilgili 14.03.2005 gün ve 2003/70 E,
2005/14 sayılı kararında,
"... hukuk devletinin yukarda belirtilen işlevlerinin yaşama geçirilebilmesi
için, ülkenin bütünlüğü, güvenliği, coğrafi özellikleri, stratejik konumu ve
öncelikleri gözetilerek yabancıların alacağı taşınmazın yeri, arazi, arsa veya
bina olmasının getireceği farklılıklar ile satın almanın amacı, koşullan ve
devirde uyulacak usul ve esaslar gibi hususların yasada belirtilmesi gerekir.
Bunların yasada düzenlenmemiş olması, ülke bütünlüğü ve egemenliği ile doğrudan
ilgili olduğunda duraksama bulunmayan yabancıların
taşınmaz edinimi konusunda, yetki devrine yol açacağı gibi yasaların açık,
anlaşılabilir ve sınırları belirli kurallar içermesi gereğinin hukuk
güvenliğinin gerçeklemesi için ön koşul kabul edildiği hukuk devleti anlayışına
da aykırı düşer."
denilmiştir. Görüldüğü üzere Anayasa Mahkemesinin bu kararma göre;
a) Yabancıların alacağı taşınmazın arazi, arsa veya bina olmasının getireceği
farklılıkların ve,
b) Devirde uyulacak usul ve esasların,
yasada belirtilmesi zorunludur. Bu aynı zamanda yukarıda belirtildiği gibi
Anayasanın 35 inci maddesinin de gerekli kıldığı bir husustur. Yasada
belirtilmesi gereken bu hususlara söz konusu yasada yer verilmediğinden, yapılan
bu düzenlemenin Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararı ile ve Anayasanın 35 inci
maddesi ile bağdaşmadığı; yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırı
olarak yürütme organına genel, sınırsız, esasları ve çerçevesi belirsiz bir
yetki devri yaptığı kuşkusuzdur.
Anayasa Mahkemesinin anılan kararında belirtildiği üzere, yasada belirtilmesi
gereken söz konusu hususlara yasada yer verilmemesi, yasaların açık,
anlaşılabilir ve sınırlan belirli kurallar içermesi gereğinin hukuk güvenliğinin
gerçeklemesi için ön koşul kabul edildiği hukuk devleti anlayışına ve
dolayısıyla Anayasanın 2 nci maddesine aykırı düşmektedir.
Açıklanan nedenlerle, 29.12.2005 tarih ve 5444 sayılı Tapu Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanunun birinci maddesinin yeniden düzenlediği 22.12.1934
tarih ve 2644 sayılı Tapu Kanununun 35 inci maddesinin birinci fıkrasının,
iptali gerekmektedir.
b) İkinci Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
29.12.2005 tarih ve 5444 sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanunun birinci maddesinin yeniden düzenlediği 22.12.1934 tarih ve 2644 sayılı
Tapu Kanununun 35 inci maddesinin ikinci fıkrasında, yabancı ülkelerde kendi
ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzelkişiliğe sahip ticaret şirketlerinin
ancak özel kanun hükümleri çerçevesinde taşınmaz mülkiyeti ve taşınmazlar
üzerinde sınırlı ayni hak edinebilecekleri bildirilmiştir.
Bu düzenlemeye göre, yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre
kurulan tüzelkişiliğe sahip ticaret şirketleri; 2634 sayılı Turizmi Teşvik
Kanunu, 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu, 6326 sayılı Petrol
Kanunu ve 4737 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanunu gibi yürürlükteki özel kanun
hükümleri ve bunların dışında çıkartılabilecek başka özel kanun hükümleri
çerçevesinde taşınmaz mülkiyeti ve taşınmazlar üzerinde sınırlı ayni hak
edinebileceklerdir.
12.03.1982 tarih ve 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu, ülkenin doğal, tarihi,
arkeolojik ve sosyokültürel değerleri v.s. dikkate alarak Bakanlar Kurulunca
tespit ve ilan edilecek turizm bölge, alan ve merkezlerinde bulunan, imar
planlan yapılmış ve turizme ayrılmış taşınmaz mallardan ormanlar ile Hazine'ye
ait taşınmaz malların talep üzerine Turizm Bakanlığına tahsis edileceğini hükme
bağlamıştır. 01.08.2003 tarih ve 4957 sayılı Kanunun 3 üncü maddesi ile değişik
2634 sayılı Kanunun 8/D maddesine göre; bu taşınmaz malları (C) fıkrası uyarınca
tespit edilmiş olan şartlarla Türk ve yabancı uyruklu, gerçek ve tüzelkişilere
tahsis etmeye Bakanlık yetkilidir.
Bakanlar Kurulu'nun 26.04.1983 tarih ve 83/6433 sayılı Karan (R.G. T.03.05.1983,
Sa. 18046) ile Yabancı Uyruklu kişilerin turizm bölge alan ve merkezlerinde
taşınmaz mal iktisaplarında uygulanacak esaslar belirlenmiştir. Buna göre;
Yabancı uyruklu kişilerin turizm bölge alan ve merkezlerinde 12.03.1982 tarih ve
2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanununun 8 inci maddesinin E fıkrası gereğince
turizm bölgelerinde ve turizm merkezlerindeki taşınmaz malların iktisabı, 2644
sayılı Tapu Kanununda yer alan yabancı uyruklularla ilgili tahditlerden Bakanlar
Kurulu karan ile istisna edilebilmektedir.
4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunun 3/d maddesine göre Yabancı
yatırımcıların Türkiye'de kurdukları veya iştirak ettikleri tüzelkişiliğe sahip
şirketlerin, Türk vatandaşlarının edinimine açık olan bölgelerde taşınmaz
mülkiyeti veya sınırlı ayni hak edinmeleri serbesttir.
07.03.1954 tarih ve 6326 sayılı Petrol Kanuna göre, bu Kanundaki esaslara uygun
olmak şartıyla, sermayelerinde kamu payı bulunanlar da dahil, sermaye
şirketlerine veya yabancı devletler mevzuatına göre sermaye şirketi niteliğinde
bulunan özel hukuk tüzelkişilerine petrol ile ilgili müsaade, arama
ruhsatnamesi, işletme ruhsatnamesi verilebilir.
6326 sayılı Petrol Kanununun, 1702 sayılı Kanunla değişik 87 nci maddesi petrol
hakkı sahibine (dolayısıyla yabancı özel hukuk tüzel kişilerine) arama, işletme
veya belge sahasında veya civarında petrol ameliyatı için gerekli arazinin
kullanma hakkını, arazi özel mülkiyet konusu ise arama ruhsatnamesine, işletme
ruhsatnamesine veya belgeye kaydedilmek suretiyle edinme hakkını tanımıştır.
Kanun petrol hakkı sahibine petrol ameliyatı için gerekli arazinin kullanma
hakkının edinmesine imkan verdiği gibi diğer kanunlarda aksine bir hüküm
olmaması halinde özel mülkiyet konusu arazinin sahibi ile anlaşmak suretiyle
mülkiyetinin de edinmesine imkan tanımıştır.
4737 Endüstri Bölgeleri Kanununda da, endüstri bölgelerinde yatırım yapmak
isteyen yerli ve yabancı gerçek ve tüzel kişilerin Bakanlığa başvurusu üzerine,
ön yer tahsisi yapılacağı, ÇED (Çevresel Etki Değerlendirilmesi) olumlu karan
veya ÇED gerekli değildir karan verilen faaliyetler hakkında, ilgili kurumlarca
başkaca hiçbir işleme gerek kalmaksızın onbeş gün içinde irtifak hakkı dahil,
gerekli tüm izin, onay ve ruhsatlar verileceği ve bütün bu işlemlerin üç ay
içerisinde tamamlanacağı hükme bağlanmıştır.
Yukarıda değinilen özel kanunların hükümleri açısından, 5444 sayılı Tapu
Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun birinci maddesi değiştirilen
2644 sayılı Tapu Kanununun 35 inci maddesinin iptali istenen ikinci fıkrasına
bakıldığında, bu hükümlerde yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre
kurulan tüzelkişiliğe sahip ticaret şirketlerinin taşınmaz mülkiyeti ve sınırlı
ayni hak edinimi bakımından karşılıklılık şartının yer almadığı; miktar ve yer
bakımından herhangi bir sınırlandırma yapılmadığı görülmektedir. Konuyla ilgili
olarak çıkarılacak diğer kanunlarda "karşılıklılık" ilkesine uyulacağına ilişkin
bir ilke de söz konusu 5444 sayılı Kanunda yer almamaktadır. Halbuki Anayasa
Mahkemesinin 14.03.2005 gün ve 2003/70 E,2005/14 sayılı kararında belirtildiği
gibi, edinimin usul ve esaslarının, taşınmazın yeri, arazi veya bina olmasının
getireceği farklılıkların, stratejik konumunun, satın almanın amacının,
koşullarının açık ve seçik olarak ortaya konmak suretiyle ve özellikle
karşılıklılık şartı göz önünde tutularak belirlenmesi gerekir.
Anayasa Mahkemesi karşılıklılık şartının önemini 13.06.1985 günlü, E. 1984/14,
K. 1985/7 sayılı kararında da şu şekilde belirtmiştir:
"Ülke devletin asli ve maddi unsurlarından biridir. Ülke olmadan devlet olmaz...
Toprak edinme konusundaki mütekabiliyet esasının başka konulardaki mütekabiliyet
esasından farklı yönü, Devletin, ülke denilen asli - maddi unsuruyla olan
ilişkisidir. Söz konusu ilişki, bu noktada farklı bir düşünce ve hassasiyeti
zorunlu kılar. Bu koşullardan herhangi bir nedenle tek taraflı vazgeçmek,
Devletler Hususi Hukukunun Yabancılar Hukuku alanında etkili, zaruri eşitlik
prensibini benimsememek anlamını taşır."
Belirtilen nitelikteki tüzel kişilere "karşılıklılık" şartı belirtilmeden
Türkiye'de taşınmaz ve sınırlı ayni hak edinmek imkanını getiren iptalini
istediğimiz düzenleme, Anayasanın, Türkiye Cumhuriyetinin "Dünya milletleri
ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi" olduğunu ifade eden Başlangıç
kısmına ve yabancıların temel hak ve özgürlüklerinin milletlerarası hukuka uygun
olarak kanunla sınırlanabileceğini ifade eden 16 ncı maddesine aykırıdır. Çünkü
"karşılıklılık" unsurunu gözetmeyen düzenlemeler "eşit haklara sahip" kılmamak
anlamına gelmekte; dolayısı ile milletlerarası hukukun dayandığı temel
ilkelerden birisini oluşturan "karşılıklılık" ilkesi ile çelişmektedir.
Diğer yandan, gerçek veya tüzel, yabancı kişilere taşınmaz satışı ve ayni hak
tesisinin sınırlarının açıkça yasada gösterilmesi, yabancıların alacağı
taşınmazın yeri, arazi, arsa veya bina olmasının getireceği farklılıklar ile
satın almanın amacı, koşullan ve devirde uyulacak usul ve esasların yasada
belirtilmesi toplum huzuru ve çıkarımın, bağımsızlığın ve ülke güvenliğinin
gerektirdiği bir husustur.
Bu, aynı zamanda Anayasanın 35 inci maddesinden de doğan bir zorunluluktur.
Çünkü mülkiyet hakkı ancak kanunla sınırlanabilir.
İptali istenen söz konusu düzenleme ise, sınırlarını yasada açıkça belirtmeden
ve Anayasa Mahkemesinin 14.03.2005 gün ve 2003/70, E.2005/14 sayılı kararında
belirtilen hususlarda gerekli belirlemeleri yapmadan belirtilen nitelikteki
yabancı tüzel kişilere Türkiye'de taşınmaz ve sınırlı ayni hak edinmek imkanını
verdiği için, yukarıda birinci fıkranın Anayasaya aykırılık gerekçesinde de
belirtilen nedenlerle, toplum çıkarlarını ve huzurunu, bağımsızlık ve güvenliği
tehlikeye düşürmekte; bu nedenle de Anayasanın Başlangıç Kısmı ile 2, 5 ve 35
inci maddelerine aykırı düşmektedir.
Diğer yandan söz konusu düzenlemede, belirtilen nitelikteki yabancı
tüzelkişilere "özel kanun hükümleri çerçevesinde" taşınmaz mülkiyeti ve sınırlı
ayni hak edinme imkanı tanınması, konuyla ilgili sınır, koşul ve esasların ne
olduğuna ilişkin belirsizlik yaratmaktadır.
Çünkü "özel kanun hükümleri" kavramının yürürlükte bulunan ve konuya ilişkin
özel kanunların yanı sıra ileride çıkarabilecek ve hangi sınır, esas ve koşullan
getireceğini bugünden bilemeyeceğimiz kanunları da kapsadığı görülmektedir.
Böylesi bir belirsizliğin öngörülebilirliği ve hukuk güvenliğini tehlikeye
düşüreceği, hukuk devleti ilkesi ve dolayısı ile Anayasanın 2 nci maddesi ile
bağdaşmayacağı açıktır.
Öte yandan, bütün bu yasalarla yapılan düzenlemelerin gerekçesinin, doğrudan
yabancı yatırımların özendirilmesi ve yabancı sermaye girişinin artırılmasını
sağlaması diğer bir anlatımla Türkiye'nin "kaynak gereksinimi" olduğu ifade
edilmektedir..
Anayasa Mahkemesinin 13.06.1985 günlü E:1984/14, K:1985/7 sayılı kararıyla iptal
edilen yasanın gerekçeleri arasında da, satıştan elde edilecek gelirin
Türkiye'nin konut gereksiniminin karşılanması, dolayısıyla kaynak yaratma"
vardır ve Anayasa Mahkemesi konuyu şöyle sonuca ve karara bağlamıştır:
"Yukarıda açıklanan nedenlerle, değişik iktisadi politikalar ve kendi
olanaklarımızla gerçekleştirebileceğimiz konut sorununda önemsiz bir kaynak
yaratmak maksadıyla ülke topraklarının yabancı unsurlar eline geçmesine imkan
sağlayan 3029 sayılı Kanun'un ... Anayasanın 2 nci maddesi karşısında
Başlangıç'ın 4 üncü ve 7 nci paragraflarında yer alan Anayasanın yorumu ve
uygulamasında siyasal kadroların öznel değerlendirmelerini etkisiz bırakmak
amacıyla getirildiği kuşkusuz bulunan temel ilkelere aykırı bulunmuştur."
Anayasa Mahkemesinin 3987 sayılı Özelleştirme Yetkisi Yasası'nın iptal
gerekçesinde vurguladığı gibi, "Türkiye'de kamu işletmelerinin bir çoğunun
taşınmaz mal varlıkları çok değerlidir. Bu nedenle yerli ve yabancı özel sektöre
çoğu kuruluş çekici gelmektedir. Önemli olan KİT'lere ilişkin araç ve gereçlerle
birlikte taşınmaz malların da satılmasıdır. Bu yolla, Anayasa Mahkemesinin
Anayasaya aykırı bularak kapatmış olduğu yabancılara taşınmaz mal satışı yolu,
bu konuda dolaylı olarak yeniden açılmış olacaktır ki, bu Anayasa Mahkemesi
kararlarını etkisiz kılma anlamına gelir."
Yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzelkişiliğe sahip
ticaret şirketlerinin taşınmaz mülkiyeti ve sınırlı ayni hak edinimi bakımından
sadece Türkiye'nin "kaynak gereksinimini" esas alan söz konusu düzenleme,
yöneldiği amaç kamu yaran bakımından bir değer taşımadığı için de, Anayasanın 2
nci maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesine aykırıdır. Çünkü bir hukuk
devletinde tüm devlet işlemlerinin nihai amacı kamu yaran olmalıdır.
Söz konusu ikinci fıkrada, belirtilen nitelikteki yabancı tüzelkişilerin
Türkiye'de taşınmaz mülkiyeti ve sınırlı ayni hak ediniminde toplam alan olarak
herhangi bir sınır getirilmemesi, birinci fıkrada ise yabancı gerçek kişiler
için böyle bir toplam alan (2.5 hektar) sının konulmuş olması, ikinci fıkrada,
belirtilen nitelikteki tüzelkişiler için bir ayrıcalık getirildiği anlamına
gelmektedir.
Yabancı tüzelkişilerin alım gücünün yabancı gerçek kişilerin çok üstünde olacağı
gerçeği gözönünde tutulduğunda, bunların ülkemizde taşınmaz edinmesinin
getirebileceği sakıncaların yabancı gerçek kişilerinin ülkemizde taşınmaz
edinmesinden doğabilecek sakıncalardan çok daha fazla olabileceği yadsınamaz.
Durum böyle olunca, iptali istenen fıkrada belirtilen nitelikteki yabancı
tüzelkişilere ülkemizde taşınmaz mülkiyeti ve sınırlı ayni hak edinme konusunda
toplam alan miktarı bakımından sınır getirilmemesi ve sınırların gerçek kişiler
için birinci fıkrada öngörülmüş olanlardan farklı tutulması yoluyla tanınmış
olan ayrıcalığın makul olduğu da öne sürülemez, iptali istenen fıkrada bu
şekilde, belirtilen nitelikteki yabancı tüzelkişiler lehine ve yabancı gerçek
kişiler aleyhine yapılmış olan ve makul nitelik taşımayan ayrımın Anayasanın 10
uncu maddesinde belirtilen eşitlik ilkesine de aykırı düşeceğinden kuşku yoktur.
Böyle bir ayırım ulusal çıkarlar ve ülke güvenliği bakımından Anayasanın
Başlangıç hükümleri ve 5 inci maddesi ile de bağdaşmaz.
Açıklanan nedenlerle, 29.12.2005 tarih ve 5444 sayılı Tapu Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanunun birinci maddesinin yeniden düzenlediği 22.12.1934
tarih ve 2644 sayılı Tapu Kanununun 35 inci maddesinin ikinci fıkrası,
belirlilik ve öngörülebilirlik özellikleri taşımadığı ve dolayısıyla hukuki
güvenilirlik sağlamadığı için Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti
ilkesine; ulusal güvenlik, bağımsızlık, toplum ve ülke çıkarlarını koruyamadığı
için Anayasanın Başlangıç kısmı ile 5 inci maddesine, yaptığı ayrım makul
nedenlere ve ölçülere dayanmadığı için Anayasanın 10 uncu maddesindeki eşitlik
ilkesine, yasama erki Anayasaya aykırı biçimde kullanıldığı için 11 inci
maddesindeki Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesine; Türk milletinin
bağımsızlığı" ilkesi, toplum yararı ve ülke güvenliği ile bağdaşmadığı için
Anayasanın Başlangıç kısmına ve Anayasanın 5 inci maddesine mülkiyet hakkına
ilişkin sınırlan açıkça yasada göstermediği için Anayasanın 35 inci maddesine,
karşılıklılık ilkesini gözetmediği için Anayasanın 16 ncı maddesine aykırı olup,
iptali gerekmektedir.
c) Üçüncü Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
35 inci maddenin üçüncü fıkrasında, yabancı uyruklu gerçek kişiler ile yabancı
ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzelkişiliğe sahip ticaret
şirketlerine Türkiye'de taşınmaz rehni tesisinde birinci ve ikinci fıkralarda
yer alan kayıt ve sınırlamaların aranmayacağı öngörülmüştür.
Taşınmaz rehni hakkı tesisi konusunda yabancılar için söz konusu birinci ve
ikinci fıkrada geçerli olan kayıt ve sınırlamaların aranmaması, taşınmaz rehni
tesisini tamamen sınırsız bir duruma getirmektedir.
Bu düzenlemeye bakıldığında, öncelikle "karşılıklılık" ilkesinin taşınmaz rehni
bakımından etkisizleştirildiği görülmektedir. Halbuki Anayasanın Başlangıç
kısmının ikinci paragrafındaki 'dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip
şerefli bir üyesi olarak Türkiye ...' ibaresi, yabancılara tanınacak haklarda
karşılıklılık ilkesine uyulmasını gerekli ve zorunlu kılmaktadır.
Anayasanın 16 ncı maddesinde belirtilen, yabancıların temel hak ve
özgürlüklerinin sınırlandırılmasında uyulacak uluslararası hukukun temel
ilkelerinden birisini ise 'karşılıklılık' oluşturmaktadır.
Karşılıklılık ilkesine uymayan bir düzenlemenin ise Anayasanın Başlangıç kısmına
ve 16 ncı maddesine aykırı düşeceği açıktır.
Böylesi bir düzenlemenin Anayasanın başlangıç kısmının 5 inci paragrafında
belirtilen 'ulusal çıkarların üstünlüğü', 'bağımsızlık ve ülke güvenliği'
kavramları ve 5 inci maddesinde belirtilen 'toplumun huzuru' kavramı ile
yukarıda birinci ve ikinci fıkraların Anayasaya aykırılık gerekçelerinde
belirtilen nedenlerle bağdaşmayacağı da açıktır. Çünkü taşınmaz rehni tesisi de
kimi zaman mülkiyet hakkı ediniminin doğuracağı sonuçlara benzer sonuçlar
doğurur.
Bu nedenle mülkiyet hakkı için söz konusu sınırların taşınmaz rehni tesisinde de
geçerli olması, bağımsızlık, güvenlik, ülke ve toplum çıkarları bakımından
gereklidir.
Birinci ve ikinci fıkralarda geçerli olan kayıt ve sınırlamaların taşınmaz rehni
tesisinde aranmaması, taşınmaz rehni tesisini tamamen sınırsız bir duruma da
getirmektedir. Bu da, yapılan bu düzenlemeyi, bağımsızlık, güvenlik, ülke ve
toplum çıkarları bakımından daha da sakıncalı kılmakta ve Anayasanın Başlangıç
kısmı ile 5 inci maddesine aykırılığı daha belirginleştirmektedir.
Diğer yandan birinci ve ikinci fıkrada yabancı uyruklu gerçek ve tüzelkişilerin
taşınmaz ve sınırlı ayni hak edinimi bir takım koşullara bağlanmış iken üçüncü
fıkrada yabancı uyruklu gerçek kişiler ile yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin
kanunlarına göre kurulmuş tüzelkişiliğe sahip ticaret şirketlerine bu
koşullardan farklı koşullarda taşınmaz rehni tesisi imkanı tanınması ve birinci
ve ikinci fıkralardaki bir takım sınırlamaların bunlar için söz konusu olmaması,
Anayasanın 10 uncu maddesinde belirtilen kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı
bir ayrıcalık yaratmaktadır. Çünkü rehin hakkı tesisi de, mülkiyet hakkı
ediniminden doğacak sonuçlara benzer sonuçlar yol açabilmektedir. Bu nedenle
aynı durumda bulunanlara aynı kuralların uygulanması gerekmektedir.
Anayasanın herhangi bir hükmüne aykırı bir düzenlemenin ise Anayasanın 2 nci ve
11 inci maddelerinde belirtilen "hukuk devleti", Anayasanın üstünlüğü ve
bağlayıcılığı ilkeleri ile çelişeceği ortadadır.
Açıklanan nedenlerle, 29.12.2005 tarih ve 5444 sayılı Tapu Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanunun birinci maddesinin yeniden düzenlediği 22.12.1934
tarih ve 2644 sayılı Tapu Kanununun 35 inci maddesinin üçüncü fıkrası, Hukuk
devleti, Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkeleriyle bağdaşmadığı için
Anayasanın 2 nci ve 11 inci maddelerine; karşılıklılık, Türk milletinin
bağımsızlığı, ülke güvenliği ve "toplum huzuru" ilkeleri ile bağdaşmadığı için
Anayasanın Başlangıç kısmına ve 5 inci maddesine, kanun önünde eşitlik ilkesine
aykırı olarak yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına uygun olarak
kurulan tüzelkişiliğe sahip ticaret şirketleri ve yabancı uyruklu gerçek kişiler
lehine taşınmaz rehni tesisini farklı hükümlere tabi tuttuğu için Anayasanın 10
uncu maddesine; "karşılıklılık" ilkesini gözardı ettiği için Anayasanın 16 ncı
maddesine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
d) Dördüncü Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
35 inci maddesinin dördüncü fıkrasında, yabancı uyruklu gerçek kişiler ile
yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe
sahip ticaret şirketleri dışındakilerin Türkiye'de taşınmaz edinemeyeceği ve
lehlerine sınırlı aynî hak tesis edilemeyeceği öngörülmüştür.
Söz konusu fıkrada yer alan bu hükümden, belirtilen yabancılar dışındaki
yabancıların, Türkiye'de mülk edinemeyeceği anlaşılmaktadır. Ancak, bu hükmün
belirtilen yabancılar dışında kimsenin, (dolayısı ile Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşlarının da) Türkiye'de taşınmaz edinemeyeceği şeklinde anlaşılması da
mümkündür. Bu durum, belirsizliğe yol açmaktadır. Bir hukuk devletinde, hukuk
düzeninin belirliliği sağlaması esastır. İptali istenen kural ise neyin kapsanıp
neyin dışlandığı konusunda yeterince açıklıktan, dolayısıyla belirlilik ve
öngörülebilirlilikten yoksundur ve bu durum Anayasanın 2 nci maddesinde
belirtilen hukuk devleti ilkesine aykırıdır. Çünkü hukuk devleti belirliliği ve
öngörülebilirliliği dolayısıyla hukuk güvenliğini gerçekleştirmeyi amaçlar.
Anayasanın herhangi bir hükmüne aykırı bir düzenleme hukuk devleti, Anayasanın
üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkelerine de aykırı düşer.
Açıklanan nedenlerle, 29.12.2005 tarih ve 5444 sayılı Tapu Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanunun birinci maddesinin yeniden düzenlediği 22.12.1934
tarih ve 2644 sayılı Tapu Kanununun 35 inci maddesinin dördüncü fıkrası,
belirlilik ve öngörülebilirlik özellikleri taşımadığı ve dolayısıyla hukuki
güvenilirlik sağlamadığı için Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti
ilkesine; yasama erki Anayasaya aykırı biçimde kullanıldığı için 11 inci
maddesindeki Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesine aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
e) Beşinci Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar ayrı kurallara bağlı
tutulursa Anayasanın öngördüğü eşitlik çiğnenmiş olmaz. Başka bir anlatımla,
kişisel nitelikleri ve durumları özdeş olanlar arasında, yasalara konulan
kurallarla değişik uygulamalar yapılamaz. Durumlardaki değişikliğin doğurduğu
zorunluluklar, kamu yaran ya da başka haklı nedenlere dayanılarak yasalarla
farklı uygulamalar getirilmesi durumunda Anayasanın eşitlik ilkesinin çiğnendiği
sonucu çıkarılamaz. Anayasa Mahkemesinin yerleşik kararlarına göre, eşitliği
bozduğu iddia edilen kural haklı bir nedene dayanmakta veya kamu yaran amacıyla
yürürlüğe konulmuş ise bu kuralın eşitlik ilkesini zedelediğinden söz edilemez (Any.
Mah. 27.06.1995 gün ve E. 1994/90, K. 1995/22)
Kanunî miras ve ölüme bağlı tasarruflar hak edinimi bakımından aynı hukuki
sonucu doğuran durumlar olmasına rağmen, iptali istenen 35 inci maddenin beşinci
fıkrasının birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerinde haklı bir nedene dayanmaksızın
birbirinden farklı hükümlere tabi tutulmuşlardır.
Birinci cümlede Türkiye Cumhuriyeti ile arasında karşılıklılık olan devlet ve
vatandaşlarının kanuni miras yoluyla intikal eden taşınmazları için birinci
fıkrada belirtilen kayıt ve sınırlamaların uygulanmayacağı belirtilerek,
karşılıklılık ilkesi dışlanmış ve kanuni miras yoluyla yabancıların taşınmaz
edinimi kayıtsız, sınırsız ve koşulsuz hale getirilmiştir. Böyle bir durumun
yukarıda birinci, ikinci ve üçüncü fıkraların Anayasaya aykırılık gerekçelerinde
açıklanan nedenlerle Anayasanın Başlangıç kısmına, 5 inci ve 16 ncı maddelerine
aykırı düşeceği açıktır. Çünkü kanuni miras yoluyla taşınmaz edinimi de, hak
bakımından satınalma yoluyla edinimin doğuracağı sonuçlan doğurmaktadır.
İkinci cümlede ise ölüme bağlı tasarruflarda 35 inci maddenin 1 inci, 2 nci, 3
üncü ve 4 üncü maddelerinde belirtilen sınırların geçerli olacağı ifade
edilmiştir. Halbuki ölüme bağlı tasarruflarla taşınmaz edinimi ile kanuni miras
yoluyla edinim aynı hukuki sonuçlan doğurmaktadır. Benzer hukuki durumlara
benzer kuralların uygulanması kanun önünde eşitlik anlayışının gereğidir. Farklı
uygulamanın ise makul ve hukuken geçerli bir nedeninin olması gerekir. Burada
farklı uygulamanın makul ve geçerli bir dayanağı olmadığı için, bu düzenleme
Anayasanın 10 uncu maddesine aykırıdır.
Üçüncü cümlede ise Türkiye Cumhuriyeti ile arasında karşılıklılık bağı olmayan
devlet vatandaşlarının kanuni miras yoluyla edindikleri taşınmaz ve sınırlı ayni
hakların intikal işlemlerinin yapılarak tasfiye edileceği belirtilmiştir.
Beşinci fıkranın birinci cümlesinde kanuni miras yoluyla intikal eden
taşınmazlar için birinci fıkrada belirtilen kayıt ve sınırlamaların
uygulanmayacağı ifade edildikten sonra ikinci cümlede ölüme bağlı tasarruflarda
35 inci maddenin diğer fıkralarında belirtilen kayıt ve sınırlamaların
uygulanacağı kuralının getirilmesi, maddenin kanuni miras ve ölüme bağlı
tasarrufları birbirinden ayrı türde rejimlere tabi tutma anlayışı ile
düzenlendiğini göstermektedir. Bu nedenle söz konusu beşinci fıkranın üçüncü
cümlesinde yalnız "kanuni miras" kavramının yer alması, bu kavramın ölüme bağlı
tasarrufları da içerip içermediği konusunda kuşku yaratmaktadır. Halbuki bir
hukuk devletinde, hukuk kurallarının bu tür kuşkulara yer bırakmayacak biçimde
düzenlenmesi gerekir. Belirsizlik gösteren düzenlemeler hukuk güvenliğini ve
öngörülebilirliği gerçekleştiremezler.
Hukuk güvenliği ise bir hukuk devletinin temel öğelerinden birisidir. Bu
nedenle, hukuk güvenliği beklentisini yanıtlayamayan düzenlemeler hukuk devleti
ilkesine ve dolayısı ile hukuk devleti kavramını ifade eden Anayasanın 2 nci
maddesine aykırı düşer.
Bu açıklamalar, söz konusu üçüncü cümlenin Anayasanın 2 nci maddesinde ifadesini
bulan "hukuk devleti" kavramına aykırı düştüğünü ve iptal edilmesi gerektiğini
göstermektedir.
Açıklanan nedenlerle, 29.12.2005 tarih ve 5444 sayılı Tapu Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanunun birinci maddesinin yeniden düzenlediği 22.12.1934
tarih ve 2644 sayılı Tapu Kanununun 35 inci maddesinin beşinci fıkrası,
karşılıklılık, bağımsızlık, ulusal güvenlik ve toplum huzuru kavramlarını
gözetmediği için Anayasanın Başlangıç kısmına, 5 inci ve 16 nci maddelerine;
belirsizlik yarattığı ve hukuki güven ve toplum huzuru kavramlarına uymadığı
için Anayasanın Başlangıç kısmına, 5 inci ve 16 nci maddelerine; haklı bir
nedene dayanmadan eşitlik ilkesini zedelediği için Anayasanın 10 uncu maddesine;
Anayasa hükümlerine aykırı bir düzenleme Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk
devleti ve 11 inci maddesindeki Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı
ilkeleriyle bağdaşmayacağı için Anayasanın 2 nci ve 11 inci maddelerine aykırı
olup, iptali gerekmektedir.
f) Altıncı Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
İptali istenen 35 inci maddenin altıncı fıkrasında, karşılıklılığın tespitinde
hukukî ve fiilî durum esas alınacağı belirtilmiş ve bu ilkenin kişilere toprak
mülkiyeti hakkının tanınmadığı ülke uyruklarına uygulanmasında, yabancı devletin
taşınmaz ediniminde kendi vatandaşlarına tanıdığı hakların, Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşlarına da tanınmasının esas olacağı ifade edilmiştir.
Bu düzenleme ile, "karşılılıktan" ne anlaşılması gerektiği anlatılmaya
çalışılmıştır. Ancak birinci cümledeki hukuki ve fiili durumun neyi ifade ettiği
açık değildir. Ülkenin kendi vatandaşlarına tanıdığı hakların Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşlarına tanınıp tanınmadığı mı, yoksa yabancılara hangi
hakların tanındığı mı esas alınacaktır, ikinci cümlede ise, kendi vatandaşlarına
toprak mülkiyeti tanımayan ülkelerde, bu ülkenin kendi vatandaşlarına tanıdığı
hangi hakların esas alınacağı, bunların rehin ve miras haklarını da içerip
içermediği, anlaşılabilir ve farklı algılamalara yol açmayacak bir biçimde
gösterilmemiştir.
Hukuk kurallarının belirsizliği hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmaz. Çünkü hukuki
belirlilik ve hukuki güven sağlanamaz. Halbuki hukuk devleti, hukuk güvenliği
sağlamayı amaç edinmiştir.
Bu nedenle, 29.12.2005 tarih ve 5444 sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanunun birinci maddesinin yeniden düzenlediği 22.12.1934 tarih ve 2644
sayılı Tapu Kanununun 35 inci maddesinin altıncı fıkrası, belirlilik ve
öngörülebilirlik özellikleri taşımadığı ve dolayısıyla hukuki güvenilirlik
sağlamadığı için Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesine; yasama
erki Anayasaya aykırı biçimde kullanıldığı için Anayasanın 11 inci maddesindeki
Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesine; aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
g) Yedinci Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
35 inci maddenin yedinci fıkrasının birinci cümlesinde belirtilen yabancıların
mülk ve sınırlı ayni hak edinemeyeceği alanları belirleme ve il yüzölçümüne göre
oranını tespite Bakanlar Kurulu yetkili kılınmıştır. Ancak, bu düzenlemede
sıralanan alanların içeriğinin belirsiz, takdire dayalı ve dolayısıyla keyfiliğe
kaçabilecek değerlendirmelere imkan tanıyacak, esnek kavramlarla ifade edilmesi,
Bakanlar Kuruluna verilen bu yetkinin yeterli bir asli düzenlemeye
dayanmadığını; bu nedenle bir asli düzenleme yetkisi niteliğini taşıdığını,
böylesi bir yetkinin yürütmeye devrinin ise Anayasanın 6 ncı, 7 nci ve 8 inci
maddelerine aykırı olduğunu göstermektedir.
Diğer yandan, yedinci fıkrada Bakanlar Kuruluna teklifte bulunacak ilgili kamu
kurum ve kuruluşlarının gösterilmemiş olması da; Anayasanın 8 inci ve 123 üncü
maddelerinde ifade edilen idarenin kanuniliği ilkesine, ayrıca belirlilik ve
öngörülebilirlik özelliklerini taşımaması nedeniyle hukuki güvenliği
zedeleyeceğinden "hukuk devleti" ilkesine ve dolayısıyla Anayasanın 2 nci
maddesine de aykırı bir durumdur.
35 inci maddenin yedinci fıkrasının son cümlesinde de, "ilgili idare
temsilcilerinden oluşan komisyon" dan söz edilmiştir; ancak ilgili idarelerin
hangileri olduğu yasada gösterilmemiş olduğundan ilgilileri belirleme yetkisinin
yürütmeye bırakıldığı açıktır. Bu da, asli bir düzenleme yetkisi niteliğini
taşıdığı için devri, Anayasanın 6 ncı, 7 nci ve 8 inci maddelerine aykırıdır ve
Anayasanın 8 inci ve 123 üncü maddelerinde ifade edilmiş olan idarenin
kanuniliği ilkesi ile de çelişmektedir. Ayrıca ilgili idarelerin hangilerinin
olduğunun bildirilmemesi, belirsizlik ve öngörülebilirlik özelliklerini
taşımaması nedeniyle "hukuk devleti" ilkesi ile de bağdaşmaz.
29.12.2005 tarih ve 5444 sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanunun birinci maddesinin yeniden düzenlediği 22.12.1934 tarih ve 2644 sayılı
Tapu Kanununun 35 inci maddesinin yedinci fıkrası, yasama yetkisinin
devredilmezliği ilkesine aykırı olarak yürütme organına genel, sınırsız, esaslan
ve çerçevesi belirsiz bir düzenleme yetkisi verdiğinden Anayasanın 7 nci, 8 inci
ve 123 üncü maddelerine; bu yetki kökenini Anayasadan almayacağı için Anayasanın
6 ncı maddesine; yasama erki Anayasaya aykırı biçimde kullanıldığı için 11 inci
maddesindeki Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesine; belirlilik ve
öngörülebilirlik özellikleri taşımadığı ve dolayısıyla hukuki güvenilirlik
sağlamadığı için 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesine aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
h) Sekizinci Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
35 inci maddenin sekizinci fıkrasının birinci cümlesinde belirtilen işlerin
gecikmeksizin yapılacağı ifade edilmiş ancak herhangi bir süreden söz
edilmemiştir. Bu durumda, kuralda belirsizlik yaratıldığı açıktır.
Bu nedenle, 29.12.2005 tarih ve 5444 sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanunun birinci maddesinin yeniden düzenlediği 22.12.1934 tarih ve 2644
sayılı Tapu Kanununun 35 inci maddesinin sekizinci fıkrası, belirlilik ve
öngörülebilirlik özelliklen taşımadığı ve dolayısıyla hukuki güvenilirlik
sağlamadığı için Anayasanın 2 ncı maddesindeki hukuk devleti ilkesine; yasama
erki Anayasaya aykırı biçimde kullanıldığı için Anayasanın 11 inci maddesindeki
Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesine; aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
1) Son Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
35 inci maddenin son fıkrasında, bu madde hükümlerine aykırı edinilen veya
kanunî zorunluluk dışında edinim amacına aykırı kullanıldığı tespit edilen
taşınmazlar ile sınırlı aynî hakların Maliye Bakanlığınca verilecek süre
içerisinde maliki tarafından tasfiye edilmemesi halinde tasfiye edilerek bedele
çevrileceği ve bu bedelin hak sahibine ödeneceği hükme bağlanmıştır.
Yapılan bu düzenlemede, taşınmazların Tapu Kanununun 35 inci maddesine aykırı
edildiğinin veya bu taşınmazlar ile sınırlı ayni hakların kanunî zorunluluk
dışında edinim amacına aykırı kullanıldığının kim tarafından belirleneceği ve
amacına aykırı kullanımdan neyin anlaşılması gerektiği gösterilmemiş olduğundan,
belirleme yetkisinin bu konuda yürütmeye bırakıldığı açıktır. İlke ve esasları
gösterilmeden yürütmeye bırakılan böyle bir yetki, asli bir düzenleme yetkisi
devri niteliğinde olduğundan Anayasanın 6 ncı, 7 nci ve 8 inci maddelerine
aykırı olup, Anayasanın 8 inci ve 123 üncü maddelerinde ifade edilmiş olan
idarenin kanuniliği ilkesi ile de çelişmektedir. Ayrıca ilgili idarelerin
hangilerinin olduğunun yasada bildirilmemesi, belirlilik ve öngörülebilirlik
özelliklerini taşımaması nedeniyle "hukuk devleti" ilkesi ile de bağdaşmaz.
Ayrıca bu fıkrada Maliye Bakanlığına verilen "süre tanıma" yetkisi de, verilecek
sürenin esas ve usulleriyle ilgili bir düzenleme yapılmadığı için asli düzenleme
yetkisi niteliği taşır ve devri, Anayasanın 6 ncı, 7 nci ve 8 inci maddelerine
aykırı düşer.
Açıklanan nedenle, 29.12.2005 tarih ve 5444 sayılı Tapu Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanunun birinci maddesinin yeniden düzenlediği 22.12.1934
tarih ve 2644 sayılı Tapu Kanununun 35 inci maddesinin son fıkrası, yasama
yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırı olarak yürütme organına düzenleme
yetkisi verdiğinden Anayasanın 7 nci, 8 inci ve 123 üncü maddelerine; bu yetki
kökenini Anayasadan almayacağı için Anayasanın 6 ncı maddesine; yasama erki
Anayasaya aykırı biçimde kullanıldığı için Anayasanın 11 inci maddesindeki
Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesine; belirlilik ve öngörülebilirlik
özellikleri taşımadığı ve dolayısıyla hukuki güvenliği sağlamadığı için
Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesine aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
2) 29.12.2005 Tarih ve 5444 Sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanunun 2 nci Maddesinin 2644 Sayılı Kanuna Eklediği Geçici Madde 2'nin İkinci
Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
Söz konusu ikinci fıkra sadece askeri yasak bölge, askeri ve özel güvenlik
bölgeleri ve stratejik bölgelerle ilgili taşınmaz ve sınırlı ayni hak
ediniminde, birinci fıkrada belirtilen işlemlerin tamamlanmasından önce
yapılacak satışlarda uygulanacak yöntemler belirlenmiş; ancak bu belirlemede 35
inci maddenin yedinci fıkrasında gösterilen işlemlerle yapılacak belirlemeye
uygunluğun nasıl sağlanacağı göz ardı edilmiştir.
35 inci maddenin yedinci fıkrasında Bakanlar Kuruluna verilen belirleme yetkisi,
geçici 2 nci maddede adeta tapu görevlilerince kullanılacak bir yetki durumuna
getirilmekte veya söz konusu dönemde sınırlı ayni hak ve taşınmaz ediniminde, 35
inci maddenin yedinci fıkrasındaki sınırlar tamamen dışlanmaktadır. Bunun ise,
yedinci fıkrada belirtilen işlemlerin tamamlandığı tarihin öncesindeki ve
sonrasındaki edinimlerin uygulamada birbirine farklı koşullara bağlanması
sonucunu doğuracağı ve kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı düşeceği açıktır.
Böyle bir durumun hukuk düzeninde bir karmaşaya neden olacağından ve hukuk
devleti ilkesi ile bağdaşmayacağından da kuşku duyulamaz.
Bunun yanı sıra tapu görevlilerinin kullanacağı yetkinin de, 7 nci fıkrada
Bakanlar Kuruluna verilen yetki gibi, bir asli düzenleme yetkisi niteliğini
taşıyacağı ve böyle bir yetkilendirmenin aynı gerekçelerle Anayasanın 6 ncı, 7
nci, 8 inci ve 123 üncü maddelerine aykırı düşeceği açıktır.
Diğer taraftan, bir yasa kuralının Anayasanın herhangi bir kuralına
aykırılığının tespiti onun kendiliğinden Anayasanın 11 inci maddesine de
aykırılığı sonucunu doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin 03.06.1988 tarih ve E.
1987/28, K. 1988/16 sayılı karan, AMKD., sa.24, shf. 225).
29.12.2005 tarih ve 5444 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin 2644 sayılı Kanuna
eklediği Geçici madde 2'nin ikinci fıkrası, yukarıda açıklanan nedenlerle
Anayasanın 10 uncu maddesinde belirtilen kanun önünde eşitlik ilkesine; 2 nci
maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesine; Anayasanın 11 inci maddesindeki
Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesine, Anayasanın 8 ve 123 üncü
maddelerinde belirtilen yürütmenin kanuniliği ilkesine, Anayasanın 7 nci
maddesindeki yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine ve 6 ncı maddesindeki
Anayasadan kökenlenmeyen yetki kullanılamayacağı ilkesine aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
3) 29.12.2005 Tarih ve 5444 Sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanunun 3 üncü Maddesinin Anayasaya Aykırılığı
29.12.2005 tarih ve 5444 sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanunun 3 üncü maddesinde, bu Kanunun 26.07.2005 tarihinden itibaren geçerli
olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği öngörülmüştür.
Bir hukuk devletinde hukuk kurallarından beklenen, bu kuralların belirlilik ve
öngörülebilirlik özelliklerini taşıyarak hukuki güvenliği sağlamalarıdır.
Kişiler haklarının ve yükümlülüklerinin ne olduğunu bilmek durumundadırlar. Bu
da kuralı, hukukun ne olduğunu kişilerin öğrenmesi ile mümkündür. Hukuk
kuralının ne olduğu da, usulü dairesinde yayımlandığı anda öğrenilebilir.
Bir hukuk kuralının geçerliğini yayım tarihinden çok öncesinden başlatmak ise
kişilerin kuralın ne olduğunu bilmedikleri bir dönemde, kuralın getirdiği hak ve
yükümlülüklerin sahibi ve sorumlusu olmalarına yol açar.
Böyle bir durum kişi lehine sonuçlar doğurduğu hallerde kabul görebilir ama
kişinin geriye dönük olarak bir takım yükümlülükler altına sokulması, haklarının
sınırlandırılabilmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. Bu nedenle 5444 sayılı
Kanunun iptali istenen 3 üncü maddesi Anayasanın hukuk devleti ilkesini ifade
eden 2 nci maddesine aykırıdır.
5444 sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun birinci
maddesinin yeniden düzenlediği 2644 sayılı Tapu Kanununun 35 inci maddesinin
yedinci ve sekizinci fıkralarının ve 2644 sayılı Tapu Kanuna eklediği Geçici 2
nci maddenin gerektirdiği işlemlerin yapılması bir zaman alacağından, bu
işlemlerin tamamlanacağı tarihten önceki bir tarihin kanunun geçerliği
bakımından kabulü, hukuk sisteminde bir karmaşa da yaratacak ve getirilen yeni
düzenlemedeki sınırların uygulanabilmesine fiilen imkan bırakmayacaktır. Böyle
bir durumun da hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmayacağı kuşkusuzdur.
Diğer yandan söz konusu Geçici 2 nci maddenin ve 35 inci maddenin yedinci ve
sekizinci fıkralarının gerektirdiği işlemlerin tamamlanmasından önce bu Kanunun
geçerlilik kazanması halinde, geçerlilik tarihi ile işlemlerin tamamlandığı
tarih arasındaki taşınmaz ve sınırlı ayni hak edinimleri ile, işlemlerin
tamamlandığı tarihten sonraki taşınmaz ve sınırlı ayni hak edinimleri arasında
yöntem ve koşullar bakımından ister istemez bir farklılık ortaya çıkacaktır.
Hukuki bakımdan geçerli bir dayanağı bulunamayacak olan bu farklılığın
Anayasanın 10 uncu maddesindeki eşitlik ilkisi ile bağdaştırılması mümkün
değildir.
Böyle bir eşitsizlik sadece, Anayasa Mahkemesinin iptal karan için belirlediği
yürürlük tarihine kadar, iptal nedeniyle doğan hukuki boşluğu giderecek bir yasa
çıkartılamadığı için Anayasal dayanaktan yoksun bulunan birtakım işlemlere
hukuki geçerlik sağlamak amacına hizmet edebilir. Böyle bir amacın da hukuk
devleti adı verilen yönetim biçiminde, bir eşitsizliği makul gösterecek bir
neden olarak kabulü olanaksızdır.
29.12.2005 tarih ve 5444 sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanunun 3 üncü maddesi, belirlilik ve öngörülebilirlik özellikleri taşımadığı ve
dolayısıyla hukuki güvenilirlik sağlamadığı için 2 nci maddesindeki hukuk
devleti ilkesine; uygulamada eşitsizliğe yol açtığı için 10 uncu maddesindeki
kanun önünde eşitlik ilkesine; yasama erki Anayasaya aykırı biçimde kullanıldığı
için 11 inci maddesindeki Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesine aykırı
olup, iptali gerekmektedir.
IV. YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ
Anayasamızda mülkiyet ve kişi haklan Anayasanın teminatı altına alınmış, Medeni
Kanunun 8 inci maddesi ile de, her kişi medeni haklan kullanmada eşit kılınmış
ise de yabancıların durumunu düzenleyen Anayasanın 16 ncı maddesindeki; "temel
hak hürriyetler yabancılar için milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla
sınırlandırılabilir" hükmüyle yabancılara karşı bir farklılığın söz konusu
olabileceği vurgulanmaktadır. Bu farklılığın uluslararası hukukta,
"karşılıklılık" ilkesine dayanılarak somutlaştırıldığı görülmektedir. Kuşkusuz
hukuk düzenimizde, yabancıların hak ve özgürlüklerinin düzenlenmesinde
Anayasamızın diğer hükümlerine de öncelikle uyulması gerekmektedir.
Avrupa İnsan Haklan ve Ana Hükümleri Sözleşmesine bağlı Protokolün 1 inci
maddesi de söz konusu haklan teminat altına almakla beraber, Devletler Hukukunun
genel prensipleri içinde şahısların mülkiyetlerinden mahrum edilebileceğini
kabul etmiştir.
Bir ülkedeki gayrimenkul sahibi kişiler, o ülkenin ekonomik ve sosyal sistemine
büyük ölçüde etkide bulunabilecekleri ve yabancıların çok miktarda gayrimenkula
sahip olmaları bulundukları devletin egemenliği üzerinde olumsuz etki
yaratabileceği düşüncesi, yabancıların gayrimenkul edinmelerine sınırlama
getirilmesinin ana sebeplerinden birisidir.
Bütün bu olgular, Anayasa hükümleri ve Anayasa Mahkemesinin konuya ilişkin
kararları dikkate alınmadan 29.12.2005 tarih ve 5444 sayılı Tapu Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun ile yapılan ve iptali istenilen kuralların
uygulanması halinde, ülkemiz topraklarının Anayasaya aykırı olarak ve geriye
dönüşü imkansız biçimde yabancıların eline geçeceği ve bundan giderilmesi
olanaksız hukuki zarar ve durumların doğacağı açıktır. Özellikle, ticari
şirketlerin gerçek kişilere oranla daha büyük maddi olanaklara sahip olması,
taşınmaz mal edinimi bakımından bu zararların daha tehlikeli boyutlara
ulaşmasına yol açacaktır.
Açıklanan nedenlerle, iptali istenen kuralların yürürlüklerinin durdurulmasını
istenilmiştir.
VI. SONUÇ VE İSTEM
1) 29.12.2005 tarih ve 5444 sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanunun birinci maddesinin yeniden düzenlediği 22.12.1934 tarih ve 2644 sayılı
Tapu Kanununun 35 inci maddesinin;
a) Birinci fıkrasının, Anayasanın Başlangıç kısmına, 2 nci, 5 inci, 6 ncı, 7 nci,
8 inci, 11 inci, 35 inci, 123 üncü maddelerine aykırı olduğundan,
b) İkinci fıkrasının, Anayasanın Başlangıç kısmına ve 2 nci, 5 inci, 10 uncu, 11
inci, 16 ncı ve 35 inci maddelerine aykırı olduğundan,
c) Üçüncü fıkrasının, Anayasanın Başlangıç kısmına, 2 nci, 5 inci, 10 uncu, 11
inci ve 16 ncı maddelerine aykırı olduğundan,
d) Dördüncü fıkrasının, Anayasanın 2 nci ve 11 inci maddelerine aykırı
olduğundan,
e) Beşinci fıkrasının Anayasanın Başlangıç kısmına, 2 nci, 5 inci, 10 uncu, 11
inci ve 16 ncı maddelerine aykırı olduğundan,
f) Altıncı fıkrasının, Anayasanın 2 nci ve 11 inci maddelerine aykırı
olduğundan,
g) Yedinci fıkrasının, Anayasanın 2 nci, 6 ncı, 7 nci, 8 inci, 11 inci, 123 üncü
maddelerine aykırı olduğundan,
h) Sekizinci fıkrasının, Anayasanın 2 nci ve 11 inci maddelerine aykırı
olduğundan,
ı) Son fıkrasının, Anayasanın 2 nci, 6 ncı, 7 nci, 8 inci, 11 inci, 123 üncü
maddelerine aykırı olduğundan,
2) 29.12.2005 tarih ve 5444 sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanunun 2 nci maddesinin 2644 sayılı Kanuna eklediği Geçici madde 2'nin ikinci
fıkrasının Anayasanın 2 nci, 6 ncı, 7 nci, 8 inci, 10 uncu, 11 inci ve 123 üncü
maddelerine aykırı olduğundan,
2) 29.12.2005 tarih ve 5444 sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanunun 3 üncü maddesinin, Anayasanın 2 nci, 10 uncu ve 11 inci maddelerine
aykırı olduğundan,
iptallerine ve iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin durdurulmasına
karar verilmesine ilişkin istemimizi saygı ile arz ederiz."
II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenilen Yasa Kuralları
5444 sayılı Yasa'nın iptali istenilen kuralları şöyledir:
"Madde 1.- 22.12.1934 tarihli ve 2644 sayılı Tapu Kanununun Anayasa Mahkemesince
iptal edilen 35 inci maddesi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.
Madde 35.- Yabancı uyruklu gerçek kişiler, karşılıklı olmak ve kanuni
sınırlamalara uyulmak kaydıyla, Türkiye'de işyeri veya mesken olarak kullanmak
üzere, uygulama imar planı veya mevzii imar planı içinde bu amaçlarla ayrılıp
tescil edilen taşınmazları edinebilirler. Sınırlı ayni hak tesis edilmesinde de
aynı koşullar aranır. Yabancı uyruklu bir gerçek kişinin ülke genelinde
edinebileceği taşınmazlar ile bağımsız ve sürekli nitelikte sınırlı ayni
hakların toplam yüzölçümü iki buçuk hektarı geçemez. Bu fıkrada belirtilen
koşullarla, yüzölçümü miktarını otuz hektara kadar artırmaya Bakanlar Kurulu
yetkilidir.
Yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe
sahip ticaret şirketleri, ancak özel kanun hükümleri çerçevesinde taşınmaz
mülkiyeti ve taşınmazlar üzerinde sınırlı ayni hak edinebilirler.
Yabancı uyruklu gerçek kişiler ile yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin
kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketleri lehine
Türkiye'de taşınmaz rehni tesisinde birinci ve ikinci fıkralarda yer alan kayıt
ve sınırlamalar aranmaz.
Yabancı uyruklu gerçek kişiler ile yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin
kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketleri dışındakiler
Türkiye'de taşınmaz edinemez ve lehlerine sınırlı ayni hak tesis edilemez.
Türkiye Cumhuriyeti ile arasında karşılıklılık olan devlet vatandaşlarının
kanuni miras yoluyla intikal eden taşınmazları için birinci fıkrada belirtilen
kayıt ve sınırlamalar uygulanmaz. Ölüme bağlı tasarruflarda yukarıdaki
fıkralarda belirtilen kayıt ve sınırlamalar uygulanır. Türkiye Cumhuriyeti ile
arasında karşılıklılık olmayan devlet vatandaşlarının kanuni miras yoluyla
edindikleri taşınmaz ve sınırlı ayni hakların intikal işlemleri yapılarak
tasfiye edilir.
Karşılıklılığın tespitinde hukuki ve fiili durum esas alınır. Bu ilkenin
kişilere toprak mülkiyeti hakkının tanınmadığı, ülke uyruklarına uygulanmasında,
yabancı devletin taşınmaz ediniminde kendi vatandaşlarına tanıdığı hakların,
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına da tanınması esastır.
Yabancı uyruklu gerçek kişiler ile yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin
kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketlerinin; sulama,
enerji, tarım, maden, sit, inanç ve kültürel özellikleri nedeniyle korunması
gereken alanlar, özel koruma alanları ile flora ve fauna özelliği nedeniyle
korunması gereken hassas alanlarda ve stratejik yerlerde kamu yararı ve ülke
güvenliği bakımından taşınmaz ve sınırlı ayni hak edinemeyecekleri alanları,
ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının tescile esas koordinatlı harita ve planlan
içeren teklifi üzerine belirlemeye ve yabancı uyruklu gerçek kişilerin il
bazında edinebilecekleri taşınmazların, illere ve il yüzölçümüne göre binde beşi
geçmemek üzere oranım tespite Bakanlar Kurulu yetkilidir. Tapu ve Kadastro Genel
Müdürlüğünün bağlı olduğu Bakanlık bünyesinde ilgili idare temsilcilerinden
oluşan komisyon tarafından, bu madde uyarınca Bakanlar Kuruluna verilen yetkiler
dahilinde çalışmalar yapılmak suretiyle kamu kurum ve kuruluşlarının bu
kapsamdaki teklifleri incelenip değerlendirilerek Bakanlar Kuruluna sunulur.
Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra belirlenecek askeri yasak bölgeler,
askeri ve özel güvenlik bölgeleri ile stratejik bölgelere ve değişiklik
kararlarına ait harita ve koordinat değerleri Milli Savunma Bakanlığınca
geciktirilmeksizin Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün bağlı olduğu Bakanlığa
verilir.
Bu madde hükümlerine aykırı edinilen veya kanuni zorunluluk dışında edinim
amacına aykırı kullanıldığı tespit edilen taşınmazlar ile sınırlı ayni haklar,
Maliye Bakanlığınca verilecek süre içerisinde maliki tarafından tasfiye
edilmediği takdirde tasfiye edilerek bedele çevrilir ve bedeli hak sahibine
ödenir."
"Madde 2.- 2644 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
Geçici Madde 2.- ...
Yukarıda belirtilen bölgelere ilişkin kararlara ait harita ve koordinat
değerlerinin, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüne gönderilmesi ve sayısal ortama
aktarılarak taşra birimlerine intikal ettirilmesine kadar geçecek sürede yetkili
askeri makamlardan sorulmak suretiyle, belirtilen işlemler tamamlandıktan sonra
gönderilen belge ve bilgilere göre tapu işlemleri yürütülür."
"Madde 3.- Bu Kanun 26.7.2005 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yayımı
tarihinde yürürlüğe girer."
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde, Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 2., 5., 6., 7., 8., 10., 11.,
16., 35. ve 123. maddelerine dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince, Tülay TUĞCU, Haşim KILIÇ,
Sacıt ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, A.Necmi ÖZLER,
Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün
katılmalarıyla 9.3.2006 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada
eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma
isteminin bu konudaki raporun hazırlanmasından sonra karara bağlanmasına,
oybirliğiyle karar verilmiştir.
IV- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, iptali istenilen yasa
kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ile bunların gerekçeleri ve diğer yasama
belgeleri okunup incelendikten ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 30. maddesinin birinci fıkrası gereğince
Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, Tapu ve Kadastro Genel Müdürü Necdet Poyraz ve
Milli Emlak Genel Müdürlüğü Daire Başkanı Murat Demirören'in 25.7.2006 günlü
sözlü açıklamaları dinlendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Yasa'nın 1. Maddesi ile Yeniden Düzenlenen 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 35.
Maddesinin Birinci Fıkrasının İncelenmesi
1- Fıkranın Birinci ve İkinci Tümcelerinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Yasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasının birinci
tümcesindeki "kanuni sınırlamalar" ibaresinin kapsamının açıkça ortaya
konulmaması öngörülemezlik ve belirsizlik yarattığından hukuk güvenliğinin
sağlanamadığı, ikinci tümcesinin sınırlı ayni hak tesisini birinci tümcedeki
koşullara bağlamasının da aynı sakıncaları yarattığı belirtilerek, kuralın
Anayasa'nın Başlangıç kısmı ile 2., 5. ve 35. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Tapu Kanunu'nun 35. maddesinin birinci fıkrasının birinci ve ikinci tümcelerinde
"Yabancı uyruklu gerçek kişiler, karşılıklı olmak ve kanuni sınırlamalara
uyulmak kaydıyla, Türkiye 'de işyeri veya mesken olarak kullanmak üzere,
uygulama imar planı veya mevzii imar planı içinde bu amaçlarla ayrılıp tescil
edilen taşınmazları edinebilirler. Sınırlı ayni hak tesis edilmesinde de aynı
koşullar aranır. " denilmektedir.
Anayasa'nın Başlangıç kısmında "hiçbir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, ...
karşısında koruma göremeyeceği", 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin
başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir
hukuk Devleti olduğu belirtilmiş, 5. maddesinde de kişilerin ve toplumun refah,
huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin amaç ve görevleri arasında sayılmıştır.
Anayasa'nın 35. maddesinde de, herkesin mülkiyet ve miras haklarına sahip olduğu
ve bu hakların ancak kamu yaran amacıyla kanunla sınırlanabileceği
öngörülmüştür.
Hukuk devleti, tüm işlem ve eylemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir
hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdürmeyi amaçlayan, hukuku tüm devlet
organlarına egemen kılan, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, insan
haklarına saygı duyarak bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, yargı
denetimine açık devlettir.
Devletin en önemli unsurlarından biri ülkedir ve ülkede yabancının arazi ve
emlak edinmesi salt bir mülkiyet sorunu gibi değerlendirilemez. Toprak, devletin
vazgeçilmesi olanaksız temel unsuru, egemenlik ve bağımsızlığının simgesidir. Bu
nedenle yabancıların taşınmaz ediniminin, Avrupa Birliği ülkelerinin birçoğunda
olduğu gibi dünya genelinde de ülkeden ülkeye farklılık gösteren yasal
düzenlemelerle sınırlandırıldığı görülmektedir. Yabancıların taşınmaz ediniminin
önemi ülkemiz açısından da yadsınamaz.
Dava konusu birinci fıkranın ilk tümcesinde geçen "kanuni sınırlamalar"
ibaresine, yabancı gerçek kişilerin taşınmaz ediniminin düzenlendiği 2644 sayılı
Tapu Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 1934 tarihinden bu güne kadar yasalarımızda
yer verilmiştir.
Anayasa Mahkemesi'nin 14.3.2005 günlü, E:2003/70, K:2005/14 sayılı iptal karan
üzerine yeniden düzenlenen Tapu Kanunu'nun 35. maddesinin dava konusu birinci
fıkrasının birinci tümcesinde kanuni sınırlamalara uyulması öngörülmektedir.
Buna göre, Tapu Kanunu ve bunun dışında 2565 sayılı Askeri Yasak Bölgeler ve
Güvenlik Bölgeleri Kanunu, 1062 sayılı Hudutları Dahilinde Tebaamızın Emlakine
Vaziyet Eden Devletlerin Türkiyedeki Tebaaları Emlakine Karşı Mukabele-i
Bilmisil Tedabiri İttihazı Hakkında Kanun, 431 sayılı Hilafetin İlgasına ve
Hanedanı Osmaninin Türkiye Cumhuriyeti Memaliki Haricine Çıkarılmasına Dair
Kanun, 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu, 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi
Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu Kanunu ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları
Kanunu gibi kanunlarla getirilen konu ile ilgili sınırlamalara uyulacağı
açıktır.
Bu nedenle belirtilen yasalardaki sınırlamalar gözetildiğinde belirsizlikten
sözedilemeyeceğinden, birinci fıkranın birinci ve ikinci tümceleri Anayasa’nın
Başlangıç'ı ile 2., 5. ve 35. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi
gerekir.
Fulya KANTARCIOĞLU ile Osman Alifeyyaz PAKSÜT birinci ve ikinci tümcelerin
"tümünün", Mehmet ERTEN ile Şevket APALAK birinci tümcedeki "...ve kanuni
sınırlamalara uyulmak..." ibaresinin ve bu ibare yönünden ikinci tümcenin
iptaline karar verilmesi gerektiği nedenleriyle bu görüşe katılmamışlardır.
2- Fıkranın Üçüncü Tümcesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, birinci fıkranın üçüncü tümcesinde belirtilen "toplam"
sözcüğünün sınırlı ayni haklar ile taşınmazların birlikte mi, yoksa ayrı ayrı mı
toplamlarını ifade ettiğinin açıkça anlaşılamadığı, bu nedenle de belirsizlik
içerdiğinden üçüncü tümcenin Anayasa’nın Başlangıç'ı ile 2. ve 5. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Birinci fıkranın üçüncü tümcesinde "Yabancı uyruklu bir gerçek kişinin ülke
genelinde edinebileceği taşınmazlar ile bağımsız ve sürekli nitelikte sınırlı
ayni hakların toplam yüzölçümü iki buçuk hektarı geçemez." denilmektedir.
Hukuk düzeninde şahıslara tanınan yetkiler hak olarak nitelenirken, maddi mallar
üzerinde sahibine geniş yetkiler veren ve herkese karşı ileri sürülebilen haklar
ayni haklar olarak nitelendirilmektedir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun
dördüncü kitabı eşya hukukunu düzenleyerek, birinci kısmı "mülkiyef'e, ikinci
kısmı "sınırlı ayni haklara" yer vermiştir. Türk Medeni Kanunu'nun 998. maddesi
süreklilik koşulunun gerçekleşmesi için hakkın süresiz veya en az otuz yıl
süreli olması gerektiğini belirterek, tapu siciline taşınmaz olarak arazilerin,
kat mülkiyetine konu olan bağımsız bölümlerin ve taşınmazlar üzerindeki bağımsız
ve sürekli hakların kaydedilebileceğini düzenlemiştir.
Dava konusu üçüncü tümcede, yabancı uyruklu bir gerçek kişinin ülke genelinde
edinebileceği taşınmazlar ile bağımsız ve sürekli nitelikte sınırlı ayni
hakların toplam yüzölçümünün iki buçuk hektarı geçemeyeceği öngörülmüştür. Buna
göre tümcede yer verilen "ile" ve "toplam" sözcüklerinden, 2,5 hektarlık sınırın
hem taşınmazlar, hem de sınırlı ayni hakların birlikte toplamını kastettiği
anlaşılmaktadır. Bu nedenle bu yönde bir belirsizlik olmadığından birinci
fıkranın üçüncü tümcesi Anayasa’nın Başlangıç'ı ile 2. ve 5. maddelerine aykırı
değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Fulya KANTARCIOĞLU, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ile Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu
görüşlere katılmamışlardır.
3- Fıkranın Dördüncü Tümcesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, üçüncü tümcede belirtilen 2,5 hektarlık sınırın, dördüncü
tümcede 30 hektara kadar arttırılması konusunda Bakanlar Kuruluna yetki
verilmesinin, asli düzenleme yetkisinin devri niteliğini taşıdığı belirtilerek
kuralın, Anayasa’nın 2, 6., 7., 8. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Birinci fıkranın dördüncü tümcesinde "Bu fıkrada belirtilen koşullarla,
yüzölçümü miktarını otuz hektara kadar artırmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir."
denilmektedir.
Kuralla, birinci fıkrada belirtilen koşullarla yabancı uyruklu gerçek kişilere
tanınan haklar miktar yönünden belirlenmiş 2,5 hektarlık sınırın Bakanlar
Kurulu'nca 30 hektara kadar arttırılabilmesi öngörülmüştür.
Anayasa’nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin başlangıçta belirtilen temel
ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devleti olduğu
vurgulanmıştır. Hukuk devleti, tüm işlem ve eylemleri hukuka uygun olan, her
alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdürmeyi amaçlayan,
hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa'ya aykırı durum ve
tutumlardan kaçman, insan haklarına saygı duyarak bu hak ve özgürlükleri koruyup
güçlendiren, yargı denetimine açık, yasaların üstünde Anayasa ve yasakoyucunun
da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlettir.
Anayasa’nın 7. maddesinde "Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük
Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez." denilmektedir. Buna göre,
yasakoyucunun temel ilkeleri koymadan, çerçeveyi çizmeden yürütmeye yetki
vermemesi, sınırsız, belirsiz bir alanı, yönetimin düzenlemesine bırakmaması
gerekir.
Dava konusu kural ile Bakanlar Kurulu'na tanınan yetkinin sınırı, esasları ve
çerçevesi fıkrada belirlenmiş olmakla beraber, verilen yetki 2,5 hektarlık yasal
sının oniki katma kadar arttırabilmeyi olanaklı kıldığından düzenleme,
sınırlamanın işlevselliğini etkisiz bırakacak derecede ölçüsüzdür.
Buna göre Bakanlar Kurulu'na tanınan oniki katma kadar arttırma yetkisinin
ölçüsüz olması yasama yetkisinin yürütme organına devri sonucunu doğuracağından
kabul edilemez.
Bu nedenle kural, Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kural, Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine aykırı görülerek iptal edilmiş
olduğundan, ayrıca Anayasa’nın 6., 8.. ve 123. maddeleri yönünden incelenmesine
gerek görülmemiştir.
B- Yasa'nın 1. Maddesi ile Yeniden Düzenlenen 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 35.
Maddesinin İkinci Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan
tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketleri hakkında yabancı gerçek kişiler için
aranan sınırlama ve karşılıklılık koşulu aranmadan taşınmaz ve sınırlı ayni hak
edinme imkanı verilmesinin, Anayasa’nın Başlangıç'ı ile 2., 5., 10., 11., 16. ve
35. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
35. maddenin ikinci fıkrasında "Yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına
göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketleri, ancak özel kanun hükümleri
çerçevesinde taşınmaz mülkiyeti ve taşınmazlar üzerinde sınırlı aynî hak
edinebilirler." denilmektedir.
Anayasa’nın Başlangıç kısmında Türkiye Cumhuriyeti'nin "Dünya milletleri
ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi" olduğu, 2. maddesinde, Türkiye
Cumhuriyeti'nin başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik
ve sosyal bir hukuk Devleti olduğu belirtilmiş, 5. maddesinde de kişilerin ve
toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin amaç ve görevleri
arasında sayılmıştır. Anayasa’nın 10. maddesinde herkesin kanun önünde eşit
olduğu, 16. maddesinde de temel hak ve hürriyetlerin yabancılar için
milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabileceği belirtilmiş, 35.
maddesinde ise, herkesin mülkiyet ve miras haklarına sahip olduğu ve bu hakların
ancak kamu yaran amacıyla kanunla sınırlanabileceği öngörülmüştür.
Dava konusu fıkra ile yedinci fıkra birlikte gözetildiğinde yabancı ülkelerde
kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret
şirketlerinin "Özel kanun hükümleri çerçevesinde olmak" ve "Bakanlar Kurulu'nca
sulama, enerji, tarım, maden, sit, inanç ve kültürel özellikleri nedeniyle
korunması gereken alanlar, özel koruma alanları ile flora ve fauna özelliği
nedeniyle korunması gereken hassas alanlar ve stratejik yerler olarak
kararlaştırılmış alanlardan olmamak" kaydıyla taşınmaz mülkiyeti ve taşınmazlar
üzerinde sınırlı aynî hak edinebilecekleri anlaşılmaktadır. Buna göre belirtilen
alanlarda yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel
kişiliğe sahip ticaret şirketleri taşınmaz mülkiyeti ve taşınmazlar üzerinde
sınırlı aynî hak edinemeyeceklerdir. Dolayısıyla yabancı ülkelerde kendi
ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketlerinin
taşınmaz mülkiyeti ve taşınmazlar üzerinde sınırlı aynî hak edinebilmeleri,
bunların dışında kalan alanlarda ve özel kanun hükümleri çerçevesinde sınırlan
dm İmiş olarak mümkün olabilecektir.
7.3.1954 günlü, 6326 sayılı Petrol Kanunu, 12.3.1982 günlü, 2634 sayılı Turizmi
Teşvik Kanunu ve 9.1.2002 günlü, 4737 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanunu'nda,
Yasaların amacı ile ilgili faaliyetler için yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin
kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketlerinin taşınmaz
mülkiyeti ve taşınmazlar üzerinde sınırlı aynî hak edinebilmelerine olanak
tanınmıştır. Buna göre, Petrol Kanunu, Turizmi Teşvik Kanunu ve Endüstri
Bölgeleri Kanunu'nda öngörülen koşullarla yatırım ve işletme faaliyetleri için,
dolayısıyla belli bir faaliyet amacına bağlı olarak yabancı yatırım, teknoloji
ve sermaye girişini teşvik amacıyla çıkarılan özel yasalar çerçevesinde, yabancı
ticaret şirketleri taşınmaz mülkiyeti ve sınırlı ayni hak edinebileceklerdir.
Taşınmaz mülkiyeti ve taşınmazlar üzerinde sınırlı ayni hak edinen yabancı
uyruklu gerçek kişiler ile yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre
kurulan tüzelkişiliğe sahip ticari şirketlerinin aynı konumda olmadıkları ve
sözkonusu edinimlerinin nedenlerinin de farklı olduğu gözetildiğinde aralarında
eşitlik karşılaştırması yapılamayacağı ve bu konuda farklı sınırlamalar
getirilmesinin yasakoyucunun takdir alanı içinde olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, fıkra, Anayasa’nın Başlangıç'ı ile 2., 10. ve 35.
maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Fulya KANTARCIOĞLU, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ile Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu
görüşlere katılmamışlardır.
Kuralın, Anayasa’nın 5., 11. ve 16. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.
C- Yasa'nın 1. Maddesi ile Yeniden Düzenlenen 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 35.
Maddesinin Üçüncü Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, yabancı uyruklu gerçek kişiler ile yabancı ülkelerde kendi
ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketleri
lehine Türkiye'de taşınmaz rehni tesisinde birinci ve ikinci fıkralarda yer alan
kayıt ve sınırlamaların aranmamasının, taşınmaz rehni tesisini sınırsız hale
getirdiği, böylece karşılıklılık ilkesinin taşınmaz rehni bakımından
etkisizleştiri1diği, bunun ise, Türk milletinin bağımsızlığı, ülke güvenliği ve
toplum huzuru ilkeleri ile bağdaşmadığı belirtilerek, Anayasa’nın Başlangıç'ı
ile 2., 5., 10., 11. ve 16. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
35. maddenin üçüncü fıkrasında "Yabancı uyruklu gerçek kişiler ile yabancı
ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip
ticaret şirketleri lehine Türkiye 'de taşınmaz rehni tesisinde birinci ve ikinci
fıkralarda yer alan kayıt ve sınırlamalar aranmaz. " denilmektedir.
Genel olarak rehin hakkı, rehne konu hakkı paraya çevirmek ve elde edilen
paradan öncelikle alacağını alma yetkisi veren bir aynî haktır.
Rehin hakkı ile hak sahibine eşyanın değeri tahsis edilmiştir. Bu hak da diğer
sınırlı aynî haklar gibi mülkiyetin muhtevasından oluşmuştur. Malik paraya
çevirme yetkisini rehinli alacaklıya tahsis etmektedir; alacaklı alacak ifa
edilmezse eşyayı paraya çevirerek öncelikle alacağını elde edebilecektir. Rehin
hakkının bir türü olan taşınmaz rehni de, hak sahibine bir taşınmaz malın
değerinden alacağını elde etme yetkisini veren sınırlı bir aynî haktır. Taşınmaz
rehni, hem kişisel alacağı teminat altına almakta, hem de arazi değerinin
tedavül ettirilmesini sağlamaktadır. Türk Medenî Kanunu'na göre taşınmaz rehni,
ancak ipotek, ipotekli borç senedi veya irat senedi şeklinde kurulabilir.
Alacaklı sıfatıyla bir rehin hakkının iktisabı, rehine konu teşkil eden taşınmaz
malın iktisabı anlamına gelmez. Alacak ödenmediği takdirde, taşınmaz mal paraya
çevrilirse, rehinli alacaklı olan ve Türkiye'de taşınmaz mal edinme imkânı
bulunmayan yabancı kişi, bu taşınmaz malı elde edemeyecek ve ancak alacağını
satış bedelinden temin edebilecektir. Bu nedenle karşılıklılık ilkesi gereği
Türkiye'de taşınmaz mal edinme hakkı bulunmayan bir yabancının, alacağına
karşılık olmak amacıyla, Türkiye'de bulunan bir taşınmaz mal üzerinde ipotek,
ipotekli borç senedi ve irat senedi biçiminde rehin hakkı elde edebilmesi
mülkiyetin, yasalarda öngörülen ayrık durumlar dışında devrine yol
açmayacağından taşınmaz rehninde sınırlama aranmamasında Anayasa'ya aykırılık
bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, taşınmaz rehni mülkiyete geçen işlem olmadığından, kural,
Anayasa’nın Başlangıç'ı ile 2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi
gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 5., 10., 11. ve 16. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.
Ç- Yasa'nın 1. Maddesi ile Yeniden Düzenlenen 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 35.
Maddesinin Dördüncü Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, dördüncü fıkrada yer alan hükümden yabancı uyruklu gerçek
kişiler ile yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel
kişiliğe sahip ticaret şirketleri dışındaki yabancıların Türkiye'de taşınmaz
edinemeyeceği anlaşılmakla beraber, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşlarının da taşınmaz edinemeyeceği şeklinde anlaşılabileceği, bunun ise
belirsizliğe yol açacağı, oysa hukuk devletinde hukuk düzeninin belirliliği
sağlaması gerektiği, bu nedenle dava konusu kuralın Anayasa’nın 2. ve 11.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
35. maddenin dördüncü fıkrasında "Yabancı uyruklu gerçek kişiler ile yabancı
ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip
ticaret şirketleri dışındakiler Türkiye'de taşınmaz edinemez ve lehlerine
sınırlı ayni hak tesis edilemez." denilmektedir.
Maddenin gerekçesinde de yabancı uyruklu gerçek kişiler ile yabancı ülkelerde
kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzelkişiliğe sahip ticaret
şirketleri dışındakilerin (tüzelkişiliği olan veya olmayan vakıf, dernek,
kooperatif, cemiyet, topluluk, cemaat vb.) Türkiye'de taşınmaz edinemeyecekleri
ve bunlar lehine sınırlı ayni hak tesis edilemeyeceği belirtilmiştir.
Madde gerekçesi ile birlikte değerlendirildiğinde, yasakoyucunun yabancı
ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzelkişiliğe sahip ticaret
şirketleri dışında kalan tüzelkişilerin taşınmaz edinmelerini engellediği
açıktır.
Bu nedenle kural, Anayasa’nın 2. ve 11. maddelerine aykırı değildir. İptal
isteminin reddi gerekir.
D- Yasa'nın 1. Maddesi ile Yeniden Düzenlenen 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 35.
Maddesinin Beşinci Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Türkiye Cumhuriyeti ile arasında karşılıklılık bulunan devlet
vatandaşlarının kanuni miras yoluyla intikal eden taşınmazları için birinci
fıkrada belirtilen kayıt ve sınırlamaların aranmamasının karşılıklılık ilkesinin
dışlanmasına yol açarak kanuni miras yoluyla yabancıların edinimini kayıtsız,
sınırsız ve koşulsuz hale getireceği, ölüme bağlı tasarruflarda kanuni miras
yoluyla edinimden farklı kuralların uygulanmasının makul ve geçerli dayanağının
olamayacağı ve üçüncü tümcede aranan koşulun ölüme bağlı tasarrufları içerip
içermediği konusu kuşku yarattığından hukuk güvenliğinin zedelendiği, bu
nedenlerle kuralın Anayasa’nın Başlangıç'ı ile 2., 5., 10., 11. ve 16.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
35. maddenin dava konusu beşinci fıkrasında "Türkiye Cumhuriyeti ile arasında
karşılıklılık olan devlet vatandaşlarının kanuni miras yoluyla intikal eden
taşınmazları için birinci fıkrada belirtilen kayıt ve sınırlamalar uygulanmaz.
Ölüme bağlı tasarruflarda yukarıdaki fıkralarda belirtilen kayıt ve sınırlamalar
uygulanır. Türkiye Cumhuriyeti ile arasında karşılıklılık olmayan devlet
vatandaşlarının kanuni miras yoluyla edindikleri taşınmaz ve sınırlı ayni
hakların intikal işlemleri yapılarak tasfiye edilir." denilmektedir.
Fıkranın birinci tümcesinde, kanuni miras yoluyla yabancılara intikal edecek
taşınmazlar için de "karşılıklılık" ilkesinin aranması gerektiği belirtilmiştir.
Devletlerarası ilişkilerde geçerli ilkelerden biri de karşılıklılık koşuludur.
Karşılıklılık, andlaşma ile ya da kanunla olabilir. Hukukumuzda, kanunî
karşılıklı muamele, yabancı gerçek kişilerin ülkemizde taşınmaz mal edinme ve
miras haklan konusunda da aranmaktadır.
Miras, kanuna veya miras bırakanın iradesine dayanır. Medeni Kanunda kanuna
dayanan mirasa "Kanunî Mirasçılık", miras bırakanın iradesine dayanan
mirasçılığa ise "Mansup" yani "Atanmış Mirasçılık" denilmektedir.
Özel mülkiyet ilkesinin bir sonucu olan "miras" ile bireysel özgürlüğün bir
sonucu olan "vasiyet" konuları, eski çağlardan itibaren önemini korumuş
tasarruflardan olmuştur. Özel mülkiyet ilkesi kabul edilmiş olan her yerde,
kişinin ölümünden sonra mallarının ne olacağı sorunu, büyük önem taşımıştır.
Türk Medeni Kanunu, miras bırakanın ölümünden sonra mal ilişkilerinin ne yolda
düzenleneceği konusunda bir yandan onun iradesine geniş yer vererek bireyi
korurken, öte yandan dokunulmaz paylı olarak tanıdığı hısımların bir kısım miras
paylarım saklı tutmak suretiyle aileyi ve dolaylıyla toplumu korumaktadır.
Ölüme bağlı tasarruf, miras bırakan tarafından yapılan ve onun ölümünden sonra
sonuç doğuran bir hukuki işlem olup, Türk Medeni Kanunu'na göre ancak "vasiyet"
ve "miras sözleşmesi" olmak üzere iki yoldan mümkündür.
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun miras hukukunu düzenleyen üçüncü kitap
başlıklı bölümünün mirasçılar başlıklı birinci kısmında yasal mirasçılar ve
ölüme bağlı tasarruflar ayrı bölümler halinde ve ayrı kurallarla düzenlenmiştir.
Türk Medenî Kanunu'nda kanunî mirasçılar 495-501. maddelerde düzenlenmiş ve
Kanun, kanunî mirasçıları kan hısımları olan altsoy, ana ve baba, büyük ana ve
büyükbaba, evlilik dışı hısımlar ve sağ kalan eş ile evlatlık ve devlet şeklinde
saymıştır.
Türk Medenî Kanunu'nun 505. maddesinde de "Mirasçı olarak altsoyu, ana ve babası
veya eşi bulunan mirasbırakan, mirasının saklı paylar dışında kalan kısmında
ölüme bağlı tasarrufta bulunabilir. Bu mirasçılardan hiçbiri yoksa, mirasbırakan
mirasının tamamında tasarruf edebilir. " denilmiştir.
Yabancıların sahip oldukları taşınmazların karşılıklılık ilkesine uyularak
kanuni miras yoluyla intikaline izin verilmesi mülkiyet hakkının korunması
bağlamında hukuk devleti ilkesinin doğal bir sonucudur.
Kanuni mirasçılarla ölüme bağlı tasarruflar sonucu hak sahibi olanlar yukarıda
belirtilen nedenlerle farklı konumda bulunduklarından, ölüme bağlı tasarruflar
için yasada belirtilen kayıt ve sınırlamalar getirilmesinin Anayasa'ya aykırı
olmadığı açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti ile arasında karşılıklılık olmayan devlet vatandaşlarının
kanuni miras yoluyla edindikleri taşınmaz ve sınırlı aynı hakların tasfiyesi
konusunda getirilen kuralın bu konudaki belirsizliği ortadan kaldırmaya yönelik
olması nedeniyle Anayasa'ya aykırılığından sözedilemez.
Açıklanan nedenlerle, fıkra, Anayasa’nın Başlangıç'ı ile 2. ve 10. maddelerine
aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 5., 11. ve 16. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.
E- Yasa'nın 1. Maddesi ile Yeniden Düzenlenen 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 35.
Maddesinin Altıncı Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, fıkranın, belirlilik ve öngörülebilirlik özellikleri
taşımadığından hukuki güvenilirlik sağlamadığı belirtilerek, Anayasa’nın 2. ve
11. maddelerine aykın olduğu ileri sürülmüştür.
35. maddenin dava konusu altıncı fıkrasında "Karşılıklılığın tespitinde hukuki
ve fiili durum esas alınır. Bu ilkenin kişilere toprak mülkiyeti hakkının
tanınmadığı, ülke uyruklarına uygulanmasında, yabancı devletin taşınmaz
ediniminde kendi vatandaşlarına tanıdığı hakların, Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşlarına da tanınması esastır. " denilmektedir.
Devletlerarası ilişkilerde geçerli olan vazgeçilmez ilkelerden biri de, Anayasa
Mahkemesi kararlarında da belirtildiği gibi karşılıklılık koşuludur.
Anayasa Mahkemesi Kararlarında da belirtildiği gibi, karşılıklılık esası, en az
iki devlet arasında uygulanan ve her birinin ülkesinde diğerinin vatandaşlarına
aynı mahiyetteki haklan karşılıklı tanımalarını ifade eden bir ilke olarak
tanımlanmaktadır. Buna göre, bir yabancının Türkiye'de bir haktan
yararlanabilmesi, Türk vatandaşlarının da o yabancının ülkesinde aynı tür ve
nitelikte olanaklardan yararlanmasına bağlıdır. Karşılıklılık esası andlaşma ile
ya da kanunla olabilir.
Dava konusu altıncı fıkranın birinci tümcesinde, karşılıklılığın tespitinde
fiili ve hukuki durumun esas alınacağı belirtilmiştir. İkinci tümcede de bu
ilkenin kişilere toprak mülkiyeti hakkının tanınmadığı ülke uyruklarına
uygulanmasında, yabancı devletin taşınmaz ediniminde kendi vatandaşlarına
tanıdığı hakların, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına da tanınmasının esas
olduğu vurgulanmıştır. Böylece karşılıklılığın uygulanma esasları
belirlenmiştir.
ikinci tümce ile, Türkiye ile arasında karşılıklılık olmakla beraber, toprak
satışının olmadığı kimi devletlerde "karşılıklılık" ilkesiyle, fiili ve hukuki
durum esas alınarak yabancı devletin kendi vatandaşlarına tanıdığı hakların
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına da tanınmasının sağlanmak istendiği
anlaşılmaktadır. Buna göre altıncı fıkranın ikinci tümcesi, hukuki ve fiili
karşılıklılığın sağlanmasına yöneliktir.
Bu durumda fıkrada herhangi bir belirsizlik ve öngörülemezlik bulunmadığından
kural, Anayasa’nın 2. ve 11. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi
gerekir.
F- Yasa'nın 1. Maddesi ile Yeniden Düzenlenen 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 35.
Maddesinin Yedinci Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, fıkranın birinci tümcesinde yabancıların taşınmaz
edinemeyecekleri alanları belirlemede ve il yüzölçümüne göre oranını tespitte
Bakanlar Kurulu yetkili kılınmakla beraber belirtilen alanların içeriğinin
belirsiz ve takdire dayalı olduğu, Bakanlar Kurulu'na verilen bu yetkinin asli
düzenleme yetkisi niteliğini taşıdığı, Bakanlar Kurulu'na teklifte bulunacak
ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile ikinci tümcede belirtilen komisyonu
oluşturan idarelerin gösterilmediği, kuralın idarenin kanuniliği ilkesi ile
belirlilik ve öngörülebilirlik özelliklerini taşımadığı, bu nedenlerle de
Anayasa’nın 2., 6., 7., 8., 11. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
35. maddenin dava konusu yedinci fıkrasında "Yabancı uyruklu gerçek kişiler ile
yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe
sahip ticaret şirketlerinin; sulama, enerji, tarım, maden, sit, inanç ve
kültürel özellikleri nedeniyle korunması gereken alanlar, özel koruma alanları
ile flora ve fauna özelliği nedeniyle korunması gereken hassas alanlarda ve
stratejik yerlerde kamu yararı ve ülke güvenliği bakımından taşınmaz ve sınırlı
ayni hak edinemeyecekleri alanları, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının tescile
esas koordinattı harita ve planları içeren teklifi üzerine belirlemeye ve
yabancı uyruklu gerçek kişilerin il bazında edinebilecekleri taşınmazların,
illere ve il yüzölçümüne göre binde beşi geçmemek üzere oranını tespite Bakanlar
Kurulu yetkilidir. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün bağlı olduğu Bakanlık
bünyesinde ilgili idare temsilcilerinden oluşan komisyon tarafından, bu madde
uyarınca Bakanlar Kuruluna verilen yetkiler dahilinde çalışmalar yapılmak
suretiyle kamu kurum ve kuruluşlarının bu kapsamdaki teklifleri incelenip
değerlendirilerek Bakanlar Kuruluna sunulur." denilmektedir.
1- Fıkranın Birinci Tümcesindeki "... ve yabancı uyruklu gerçek kişilerin il
bazında edinebilecekleri taşınmazların, illere ve il yüzölçümüne göre binde beşi
geçmemek üzere oranını tespite ..." Bölümünün İncelenmesi
Anayasa’nın 7. maddesinde "Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük
Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez. " denilmektedir.
Anayasa Mahkemesi'nin önceki kararlarında vurgulandığı üzere, Anayasa'da yasa
ile düzenlenmesi öngörülen konularda yürütme organına genel ve sınırları
belirsiz bir düzenleme yetkisinin verilmesi olanaklı değildir. Yürütmenin
düzenleme yetkisi yasa ile sınırlandırılmış, tamamlayıcı bir yetkidir. Bu
nedenle, Anayasa'da öngörülen ayrık durumlar dışında, yürütme organına yasalarla
düzenlenmemiş bir alanda genel nitelikte kural koyma yetkisi verilemez. Ayrıca,
yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir yasa kuralının Anayasa'nın 7.
maddesine uygun olabilmesi için temel ilkelerin konulması, çerçevenin çizilmesi,
düzenleme için sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın bırakılmaması gerekir.
Dava konusu kuralla yabancı uyruklu gerçek kişilerin il bazında edinebilecekleri
taşınmazların illere ve il yüzölçümüne göre binde beşi geçmemek üzere oranını
tespite Bakanlar Kurulu yetkili kılınmaktadır. İller coğrafi ve stratejik olduğu
kadar yerleşim alanları ve konumlan itibariyle de birbirinden farklılıklar
göstermektedir. Kimi illerin yerleşim alanlarının tamamı veya birçok büyük
ilçesinin tamamı binde beşlik sınırın altında kalabilmektedir. Buna karşılık il
yüzölçümleri, ilin ormanları, dağlan ve meraları gibi yerleşim alanları
dışındaki kısımlarını da kapsamaktadır. İller için geçerli koşulların ilçeler ve
beldeler için de geçerli olmadığından söz edilemez. Bu durumda Bakanlar
Kurulu'na bırakılan düzenleme yetkisinin Anayasal sınırlar da gözetilerek
çerçevesinin belirlenmediği açıktır.
Ülke bütünlüğü ve egemenliği ile doğrudan ilgili olduğunda duraksama bulunmayan
yabancıların taşınmaz edinimi konusunda, yasaların açık, anlaşılabilir ve
sınırlan belirli kurallar içermesi gerekir. İptali istenilen kural ise yeterli
açıklık ve belirlilikten uzak olduğundan Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine
aykırıdır. İptali gerekir.
Haşim KILIÇ, Sacit ADALI ve A.Necmi ÖZLER bu görüşe katılmamışlardır.
Dava konusu yasa kuralı, Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine aykırı görülerek iptal
edilmiş olduğundan, ayrıca Anayasa’nın 6., 8., 11. ve 123. maddeleri yönünden
incelenmesine gerek görülmemiştir.
2- Fıkranın Kalan Bölümünün İncelenmesi
Yedinci fıkranın birinci tümcesinde yabancı uyruklu gerçek kişiler ile yabancı
ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip
ticaret şirketlerinin taşınmaz ve sınırlı ayni hak edinemeyecekleri alanlar
belirtilmiştir.
Bu belirlemede öncelikle yabancı uyruklu gerçek kişiler ile yabancı ülkelerde
kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret
şirketlerinin kamu yaran ve ülke güvenliği bakımından taşınmaz ve sınırlı ayni
hak edinemeyecekleri alanlar '''sulama, enerji, tarım, maden, sit, inanç ve
kültürel özellikleri nedeniyle korunması gereken alanlar, özel koruma alanları
ile flora ve fauna özelliği nedeniyle korunması gereken hassas alanlar ve
stratejik yerler" şeklinde sayılmak suretiyle açıklanmıştır. Buna göre kamu
yaran ve ülke güvenliği bakımından yabancıların taşınmaz ve sınırlı ayni hak
edinemeyecekleri yerler alan itibariyle belirlenmiş, ana çerçevesi çizilmiştir.
Bakanlar Kurulu yetkisini kuşkusuz, bu amaç ve çerçevede kullanacaktır.
Belirlenen çerçevede yabancıların taşınmaz ve sınırlı ayni hak edinemeyecekleri
alanlar çok sayıda kamu kurum ve kuruluşunun faaliyet alanına girdiğinden
bunların ancak ilgili kurumların teknik çalışması ve bildirimi ile
belirlenebileceği açıktır.
Yabancıların taşınmaz ve sınırlı ayni hak edinemeyecekleri alanlarla ilgili
teklifte bulunacak kamu kurum ve kuruluşlarının yasalarında görev alanları belli
edilmiş olup, bu konuda belirsizlikten söz edilemez.
Yedinci fıkranın ikinci tümcesinde ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının
tekliflerinin Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü'nün bağlı olduğu Bakanlık
bünyesinde ilgili idare temsilcilerinden oluşan komisyon tarafından incelenip
değerlendirileceği belirtilmektedir. Buna göre, Komisyonu oluşturacak
idarelerin, birinci tümcede belirtilen "sulama, enerji, tarım, maden, sit, inanç
ve kültürel özellikleri nedeniyle korunması gereken alanlar, özel koruma
alanları ile flora ve fauna özelliği nedeniyle korunması gereken hassas alanlar
ve stratejik yerler" görev alanına giren idareler olduğu, bu konuda belirsizlik
bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Belirtilen nedenlerle fıkranın kalan bölümü Anayasa'nın 2. ve 7. maddelerine
aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Tülay TUĞCU, Fulya KANTARCIOĞLU, Şevket APALAK ile Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu
görüşe katılmamışlardır.
Kuralın, Anayasa'nın 6., 8., 11. ve 123. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.
G- Yasa'nın 1. Maddesi ile Yeniden Düzenlenen 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 35.
Maddesinin Sekizinci Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, fıkrada belirtilen işlerin "geciktirilmeksizin" yapılacağı
ifade edilmekle beraber herhangi bir süreden söz edilmemesinin kuralda
belirsizlik yarattığı, bu nedenle de Anayasa'nın 2. ve 11. maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
35. maddenin sekizinci fıkrasında "Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra
belirlenecek askeri yasak bölgeler, askeri ve özel güvenlik bölgeleri ile
stratejik bölgelere ve değişiklik kararlarına ait harita ve koordinat değerleri
Milli Savunma Bakanlığınca geciktirilmeksizin Tapu ve Kadastro Genel
Müdürlüğünün bağlı olduğu Bakanlığa verilir." denilmektedir.
Yasa'nın yürürlüğe girdiği tarihte mevcut olan askeri yasak bölgeler, askeri ve
özel güvenlik bölgeleri ile stratejik bölgelere ilişkin kararlara ait harita ve
koordinat değerlerinin tamamının Milli Savunma Bakanlığı'nca 3 ay içinde Tapu ve
Kadastro Genel Müdürlüğü'nün bağlı olduğu Bakanlığa gönderilmesi gerektiği
hususu, 5444 sayılı Yasa'nın 2. maddesi ile Tapu Kanunu'na "Geçici Madde 2"
olarak eklenmiştir.
Dava konusu kural ise, yasanın yürürlüğe girdiği tarihten sonra belirlenecek
olan askeri yasak bölgeler, askeri ve özel güvenlik bölgeleri ve stratejik
bölgelere ve değişiklik kararlarına ait harita ve koordinat değerlerinin
verilmesine ilişkindir.
Yasakoyucu, kuralda bu görevin yerine getirilmesini Milli Savunma Bakanlığı 'nm
isteğine bırakmayarak zorunlu kılmıştır. Burada yasakoyucunun bir süre
öngörmemiş olmasının, sözkonusu bölgelere ait belirlemelerin, teknik içeriğinden
ötürü ne kadar sürede gerçekleştirileceğinin önceden bilinmesinin güçlüğünden
kaynaklandığı anlaşılmaktadır. "Geciktirilmeksizin" ifadesi ile de, işin en kısa
sürede sonuçlandırılmasının amaçlandığı açıktır.
Bu nedenlerle, belirsizlik içermeyen kural, Anayasa’nın 2. ve 11. maddelerine
aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
H- Yasa'nın 1. Maddesi ile Yeniden Düzenlenen 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 35.
Maddesinin Onuncu Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, taşınmazlar ile sınırlı ayni hakların, Tapu Kanunu'nun 35.
maddesi kurallarına veya yasal zorunluluk dışında edinim amaçlarına aykırı
olarak kullanıldığının kim tarafından belirleneceğinin ve amacına aykırı
kullanımdan neyin anlaşılması gerektiğinin açıkça gösterilmediği, Maliye
Bakanlığı'na verilen süre tanıma yetkisinin esas ve usulleri ile ilgili
düzenleme yapılmadığı, bu haliyle kuralın asli düzenleme yetkisinin devri
niteliği taşıdığı ve kanunilik ilkesinin ihlaline yol açacağından, Anayasa’nın
2., 6., 7., 8., 11. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
35. maddenin onuncu fıkrasında "Bu madde hükümlerine aykırı edinilen veya kanuni
zorunluluk dışında edinim amacına aykırı kullanıldığı tespit edilen taşınmazlar
ile sınırlı ayni haklar, Maliye Bakanlığınca verilecek süre içerisinde maliki
tarafından tasfiye edilmediği takdirde tasfiye edilerek bedele çevrilir ve
bedeli hak sahibine ödenir." denilmektedir.
Kural ile, öncelikle yabancıların Türkiye'deki taşınmazlar üzerinde hak
edinimlerinin, bunu düzenleyen kurallara uygun olması sağlanmak istenilmiştir.
Ayrıca kuralda, yabancılar tarafından Tapu Kanunu'nun 35. maddesine uygun olarak
edinilen taşınmazların, edinim amaçlarına uygun olarak kullanılması gerekliliği
de vurgulanmaktadır. (Örneğin, mesken olarak kullanmak amacıyla edinilen
taşınmazın işyeri olarak kullanılamayarak sadece mesken olarak kullanılması
gerektiği gibi)
2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 26. maddesi ile mülkiyete, mülkiyetten ayn ayni
haklara ilişkin sözleşmeleri düzenleme görev ve yetkisi Tapu ve Kadastro Genel
Müdürlüğü Tapu Sicil Müdürlükleri'nde bulunmaktadır. Taşınmaz mal edinmek veya
mülkiyetten ayn ayni haklardan yararlanmak isteyenler başvurularını, taşınmazın
bulunduğu yerin Tapu Sicil Müdürlüğü'ne yapmaktadırlar. Buna göre yabancıların
taşınmaz ve sınırlı ayni hak edinimlerine ilişkin ayrıntılı bilgiler, Tapu Sicil
Müdürlükleri'nin kayıtlarında bulunmaktadır.
Tapu Kanunu'nun 35. maddesine ve edinim amacına aykırı kullanılan taşınmazlar
ile sınırlı ayni haklar ise, bunların özellikleri gözetilerek Maliye
Bakanlığı'nca verilecek süre içerisinde maliki tarafından tasfiye edilmediği
takdirde tasfiye edilerek bedele çevrilecek ve bedeli hak sahibine ödenecektir.
Kuralla, bu madde hükümlerine ve edinim amaçlarına aykırı kullanımın önlenmesi
ve böyle durumlarda sözkonusu taşınmazlar ile sınırlı ayni hakların, bunların
özelliklerine göre değişebilecek sürelerde tasfiye edilmesi amaçlandığından,
Maliye Bakanlığı'na yetki devrinden sözedilemez.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine aykırı değildir.
İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 6., 8., 11. ve 123. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.
I- Yasa'nın 2. Maddesi ile 2644 sayılı Tapu Kanunu'na eklenen Geçici 2. Maddenin
İkinci Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Tapu Kanunu'nun 35. maddesinin yedinci fıkrasında Bakanlar
Kurulu'na verilen belirleme yetkisinin adeta tapu görevlilerince kullanılacak
bir yetki durumuna getirildiği, sözkonusu dönemde yedinci fıkradaki sınırların
dışlandığı bunun ise yedinci fıkrada belirtilen işlemlerin tamamlandığı tarihin
öncesindeki ve sonrasındaki edinimlerin uygulamada birbirine farklı koşullarla
bağlanması sonucunu doğuracağı, hukuk düzeninde karmaşaya neden olacağı ve tapu
görevlilerinin kullanacağı yetki asli düzenleme niteliği taşıyacağından
Anayasa’nın 2., 6., 7., 8., 10., 11. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Geçici 2. maddenin dava konusu ikinci fıkrasında "Yukarıda belirtilen bölgelere
ilişkin kararlara ait harita ve koordinat değerlerinin, Tapu ve Kadastro Genel
Müdürlüğüne gönderilmesi ve sayısal ortama aktarılarak taşra birimlerine intikal
ettirilmesine kadar geçecek sürede yetkili askeri makamlardan sorulmak
suretiyle, belirtilen işlemler tamamlandıktan sonra gönderilen belge ve
bilgilere göre tapu işlemleri yürütülür. " denilmektedir.
Kural uyarınca, tapu görevlisi sözkonusu "askeri yasak bölgeler, askeri ve özel
güvenlik bölgeleri ile stratejik bölgelerin" tespitini yapmamaktadır. Sadece
tapu işlemlerinin yürütülebilmesi ve hatalı işleme yol açılmaması için "askeri
yasak bölgeler, askeri ve özel güvenlik bölgeleri ile stratejik bölgeler"
bildirilinceye kadar bunların yetkili askeri makamlardan sorularak öğrenilmesi
yoluna gidilmektedir.
Öte yandan Milli Savunma Bakanlığı'nca Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü'ne
harita ve koordinat değerleri gönderilmesinden sonra yapılan işlemler ile
öncesinde sorularak yapılan işlemler aynı kaynağa dayandığından, bu işlemlere
göre hak sahibi olanlar arasında eşitlik karşılaştırması yapılması olanaklı
değildir.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı değildir.
İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 6., 7., 8., 11. ve 123. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.
İ- Yasa'nın 3. Maddesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, 5444 sayılı Yasa'nın yürürlük tarihinin, resmi gazetede
yayımlandığı tarihten önceki bir tarih olarak belirlenmesinin, belirlilik ve
öngörülebilirlik özellikleri taşımadığı ve öncesi-sonrasıyla uygulamada
eşitsizliğe yol açtığından Anayasa’nın 2., 10. ve 11. maddelerine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür.
5444 sayılı Tapu Kanunu'nda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 3. maddesinde
"Bu Kanun 26.7.2005 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yayımı tarihinde
yürürlüğe girer.", maddenin gerekçesinde de "Yürürlük maddesi olup, Kanunun,
hukuki boşluk doğmasını engellemek amacıyla Anayasa Mahkemesi iptal kararının
yürürlüğe girdiği 26.7.2005 tarihinden itibaren geçerli olması hüküm altına
alınmıştır." denilmektedir.
Anayasa Mahkemesi'nin 14.3.2005 günlü, E:2003/70, K:2005/14 sayılı iptal kararı
26.7.2005 tarihinde yürürlüğe girmiş, dava konusu yasal düzenleme ise 29.12.2005
tarihinde kabul edilmiş ve 7.1.2006 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.
Dava konusu 3. madde ile Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararının yürürlüğe girdiği
tarih ile Yasa'nın Resmi Gazete'de yayımlandığı tarih arasında doğan hukuksal
boşluğun doldurulması suretiyle hukuk güvenliğinin sağlanmasının amaçlandığı ve
bunun da hukuk devletinin gereği olduğu açıktır.
Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal
isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 10. ve 11. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.
V- İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
Anayasa’nın 153. maddesi ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 53. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi'nce,
Anayasa'ya aykırı olduğundan iptaline karar verilen kanun, kanun hükmünde
kararname veya TBMM İçtüzüğü ya da bunların belirli madde veya hükümleri iptal
kararının Resmi Gazete'de yayımlandığı gün yürürlükten kalkar. Ancak, Anayasa
Mahkemesi, iptal karan ile meydana gelecek olan hukuki boşluğu kamu düzenini
tehdit veya kamu yararının ihlal edici nitelikte görürse, boşluğun doldurulması
için iptal kararının yürürlüğe gireceği günü ayrıca kararlaştırabilir.
5444 sayılı Yasa'nın 1. maddesi ile yeniden düzenlenen Tapu Kanunu'nun 35.
maddesinin birinci fıkrasının dördüncü tümcesi ile yedinci fıkrasının "... ve
yabancı uyruklu gerçek kişilerin il bazında edinebilecekleri taşınmazların,
illere ve il yüzölçümüne göre binde beşi geçmemek üzere oranını tespite ..."
bölümünün iptaline karar verilmesi ile meydana gelen hukuksal boşluk kamu
yararının ihlal edici nitelikte görüldüğünden, yeni düzenleme yapılabilmesi için
yasama organına süre tanımak amacıyla iptal kararının Resmi Gazete'de
yayımlanmasından başlayarak üç ay sonra yürürlüğe girmesi uygun bulunmuştur.
VI- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
29.12.2005 günlü, 5444 sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun'un:
A- 1. maddesiyle yeniden düzenlenen 22.12.1934 günlü, 2644 sayılı Tapu
Kanunu'nun 35. maddesinin;
1 - a- Birinci fıkrasının dördüncü tümcesine,
b- Yedinci fıkrasının, "... ve yabancı uyruklu gerçek kişilerin il bazında
edinebilecekleri taşınmazların, illere ve il yüzölçümüne göre binde beşi
geçmemek üzere oranını tespite ..." bölümüne,
ilişkin iptal hükümlerinin süre verilerek yürürlüğe girmelerinin ertelenmesi
nedeniyle bu tümce ve bölüme yönelik YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN REDDİNE,
2- a- Birinci fıkrasının birinci, ikinci ve üçüncü tümcelerine,
b- İkinci, üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı fıkralarına,
c- Yedinci fıkrasının, "... ve yabancı uyruklu gerçek kişilerin il bazında
edinebilecekleri taşınmazların, illere ve il yüzölçümüne göre binde beşi
geçmemek üzere oranını tespite ..." dışında kalan bölümüne,
d- Sekizinci ve onuncu fıkralarına,
B- 2. maddesiyle 2644 sayılı Yasa'ya eklenen Geçici Madde 2'nin ikinci
fıkrasına,
C- 3. maddesine,
yönelik iptal istemleri, 11.4.2007 günlü, E. 2006/35, K. 2007/48 sayılı kararla
reddedildiğinden, bu madde, fıkra, tümce ve bölümlere ilişkin yürürlüğün
durdurulması isteminin REDDİNE,
11.4.2007 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. VII- SONUÇ
29.12.2005 günlü, 5444 sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun'un:
A- 1. maddesiyle yeniden düzenlenen 22.12.1934 günlü, 2644 sayılı Tapu
Kanunu'nun 35. maddesinin;
1- Birinci fıkrasının;
a- Birinci tümcesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
Fulya KANTARCIOĞLU ile Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün "Tümcenin tümünün", Mehmet
ERTEN ile Şevket APALAK'm ise "Tümcedeki '... ve kanunî sınırlamalara
uyulmak...' ibaresinin" iptaline karar verilmesi gerektiği yolundaki karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,
b- İkinci tümcesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
Fulya KANTARCIOĞLU ile Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün "Tümcenin tümünün", Mehmet
ERTEN ile Şevket APALAK'ın ise "Birinci tümcede yer alan '... ve kanunî
sınırlamalara uyulmak...' ibaresi yönünden" iptaline karar verilmesi gerektiği
yolundaki karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
c- Üçüncü tümcesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
Fulya KANTARCIOĞLU, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ile Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün
karşıoylan ve OYÇOKLUĞUYLA,
d- Dördüncü tümcesinin Anayasa'ya aykın olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2- İkinci fıkrasının Anayasa'ya aykın olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
Fulya KANTARCIOĞLU, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ile Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
3- Üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı fıkralarının Anayasa'ya aykırı olmadığına
ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
4- Yedinci fıkrasının;
a- "... ve yabancı uyruklu gerçek kişilerin il bazında edinebilecekleri
taşınmazların, illere ve il yüzölçümüne göre binde beşi geçmemek üzere oranını
tespite..." bölümünün Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Haşim KILIÇ, Sacit
ADALI ile A. Necmi ÖZLER'm karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
b- Kalan bölümünün Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
Tülay TUĞCU, Fulya KANTARCIOĞLU, Şevket APALAK ile Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
5- Sekizinci ve onuncu fıkralarının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal
isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
B-2. maddesiyle 2644 sayılı Yasa'ya eklenen Geçici Madde 2'nin ikinci fıkrasının
Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
C- 3. maddesinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
D- 1. maddesiyle yeniden düzenlenen 2644 sayılı Yasa'nın 35. maddesinin, birinci
fıkrasının dördüncü tümcesi ile yedinci fıkrasının, "... ve yabancı uyruklu
gerçek kişilerin il bazında edinebilecekleri taşınmazların, illere ve il
yüzölçümüne göre binde beşi geçmemek üzere oranını tespite ..." bölümünün,
doğuracağı hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden,
Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 2949 sayılı Yasa'nın 53.
maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları gereğince bu tümce ve bölüme ilişkin
iptal hükümlerinin, KARARIN RESMÎ GAZETEDE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK ÜÇ AY
SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,
11.4.2007 gününde karar verildi.
Başkan
Tülay TUĞCU
Başkanvekili
Haşim KILIÇ
Üye
Sacit ADALI
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
Üye
Ahmet AKYALÇIN
Üye
Mehmet ERTEN
Üye
A. Necmi ÖZLER
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Şevket APALAK
Üye
Serruh KALELİ
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
KARŞIOY
5444 sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 1. maddesiyle
yeniden düzenlenen 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 35. maddesinin yedinci fıkrasının
iptal edilen bölümünde özel öneme haiz taşınmazlar sayıldıktan sonra bu
alanlarda tanınacak ayni haklarla ilgili öneride bulunmak üzere bir komisyon
oluşturulmuş ancak bu önemli görevi yerine getirecek komisyon üyeleri Yasa'da
belirtilmeyerek ilgili idarenin görevlendirmesine yani takdirine bırakılmıştır.
Hukuk devleti ilkesi hukuksal güvenlik ve belirginliği gerektirir. Bu nedenle
oluşacak komisyonun görev ve sorumluluklarının önceden yasa ile belirlenmesi
gerekir.
Belirtilen nedenlerle ikinci tümce Anayasa’nın 2. ve 7. maddesine aykırıdır,
iptali gerekir.
Başkan
Tülay TUĞCU
KARŞIOY
5444 sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 1. maddesiyle
yeniden düzenlenen 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 35. maddesinin yedinci fıkrasının
iptaline ilişkin A. Necmi ÖZLER'in karşıoyuna aynen katılıyorum.
Başkanvekili
Haşim KILIÇ
KARŞIOY
5444 sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 1. maddesiyle
yeniden düzenlenen 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 35. maddesinin yedinci fıkrasının
iptaline ilişkin A. Necmi ÖZLER'in karşıoyuna aynen katılıyorum.
Üye
Sacit ADALI
KARŞIOY GEREKÇESİ
I- 5444 Sayılı Yasa'nın dava konusu 35. maddesinin ilk fıkrasında, "Yabancı
uyruklu gerçek kişiler, karşılıklı olmak ve kanuni sınırlamalara uyulmak
kaydıyla, Türkiye'de işyeri veya mesken olarak kullanmak üzere, uygulama imar
plânı veya mevzii imar plânı içinde bu amaçlarla ayrılıp tescil edilen
taşınmazları edinebilirler. Sınırlı ayni hak tesis edilmesinde de aynı koşullar
aranır. Yabancı uyruklu bir gerçek kişinin ülke genelinde edinebileceği
taşınmazlar ile bağımsız ve sürekli nitelikte sınırlı ayni hakların toplam
yüzölçümü iki buçuk hektarı geçemez. Bu fıkrada belirtilen koşullarla yüzölçümü
miktarını otuz hektara kadar artırmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir."
denilmektedir. Buna göre, yabancı uyruklu gerçek kişiler, karşılıklı olmak ve
kanuni sınırlamalara uyulmak kaydıyla işyeri veya mesken olarak kullanmak üzere
imar plânında bu amaçlarla ayrılıp tescil edilen taşınmazları edinebilecekler
sınırlı ayni hak tesisi de aynı koşullara bağlı tutulacaktır. Kamu kurum ve
kuruluşlarının özel mülkiyetinde olan taşınmazlar da aksine bir hüküm
bulunmadığından doğal olarak aynı kurallara uyularak satışa konu olabilecektir.
Ancak, bunların toplam yüzölçümleri iki buçuk hektarı (yirmibeş dönüm)
geçemeyecektir. Fıkra'nın ilk tümcesinde geçen kanuni sınırlamalarla neyin
amaçlandığı ise açıkça anlaşılamamaktadır. Eğer diğer yasalardaki sınırlamalara
göndermede bulunulması isteniyorsa bunun için özel vurgu gerekmediği, bir
uyuşmazlık söz konusu olduğunda bunun, yargı yerlerince özel, genel kanun
önceliği çerçevesinde zaten gözetileceği, bu yönüyle "kanuni sınırlamalar"
ifadesinin belirsizlik içerdiği açıktır. Ayrıca, taşınmazlarla sınırlı ayni
hakların yüzölçümleri toplamının mı, yoksa ayrı, ayrı toplamlarının mı üst
sınırının iki buçuk hektarı geçemeyeceği konusu da belirsizdir. Kural'ın yazımı
her iki yoruma da olanak verecek niteliktedir. Yabancıların Ülke'nin çeşitli
yörelerinde edinebileceği taşınmazların üst sınırının ikibuçuk hektarı aşıp,
aşmadığının nasıl saptanacağı da Kural'da yer almadığından bu konuda da
belirsizlik bulunmaktadır.
Birinci fıkrada, yabancı uyruklu gerçek kişilerin sadece işyeri veya mesken
olarak kullanmak üzere taşınmaz edinmelerine izin verildiği halde bu edinimin
üst sınırının yirmibeş dönüm gibi, küçümsenemeyecek bir miktar olması, örneğin
bir kişinin birer dönümlük 25 arsa veya 250 m2 lik 100 apartman dairesi
alabilmesini olanaklı hale getirmesi, edinim amacıyla bağdaşmamaktadır.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti insan haklarına dayanan bu
haklan koruyup, güçlendirebilen, eylem ve işlemleri hukuka uygun olup, yargı
denetimine bağlı tutulabilen, eşitlik temelinde adil bir hukuk düzeni kurabilen,
kişinin maddi ve manevi varlığını geliştirebilmesi için gerekli ortamı
hazırlayan devlettir. Hukuk devletinde, yasaların açık ve anlaşılabilir olması
hukukun üstünlüğünün sağlanabilmesi için ön koşuldur. Ayrıca yasaların kişisel
ya da siyasi amaçlarla değil, kamu yaran amacıyla çıkarılması gereğinde de hukuk
devleti bağlamında kuşku bulunmamaktadır.
Bilim ve teknolojideki gelişmelere koşut olarak artan ulaşım ve iletişim
olanakları, uluslar arası, siyasi, ekonomik, sosyal ilişkilerin kazandığı ivme,
yabancıların mülk edinmesi konusuna güncellik kazandırmakla birlikte, bu konuya
ülke güvenliği ve kamu yararı gözetilerek kimi sınırlamalar getirilmesini de
zorunlu kılmaktadır. Bu sınırlamaların boyutunu ise kuşkusuz her ülkenin kendi
koşullan belirleyecektir.
Bir devletin ülke ve millet bütünlüğünün korunmasındaki önceliği, bu varlıkları
yakından ilgilendiren konuların daha ayrıntılı, açık ve anlaşılabilir biçimde
düzenlenmesini gerektirmektedir. Ayrıca Anayasa’nın; 44. maddesinde toprağın
verimli olanak işletilmesi, topraksız köylüye toprak sağlanması, 45. maddesinde,
tarım arazileri ile çayır ve meraların amaç dışı kullanılmasının önlenmesi, 57.
maddesinde, konut ihtiyacının karşılanması konularında olduğu gibi, devlete
Anayasa’nın birçok maddesiyle çeşitli görevler verilmiştir. Bu nedenle devlet,
yabancılara toprak satışı konusunu, anayasa ile kendisine verilen bu görevleri
yerine getirmesini engellemeyecek ve kendi vatandaşlarının önceliklerini
gözetecek biçimde düzenlemek zorundadır. Esasen kamu yararının başka türlü
gerçekleşmesi de olanaklı değildir.
Dava konusu 35. maddenin birinci fıkrasının, içerdiği belirsizlikler nedeniyle
hukuk devletinde, yasaların açık ve anlaşılabilir olması gereğine; amacı aşan
oranlarda toprak satışına izin vermesi nedeniyle ölçülülük ilkesine aykırılık
oluşturduğu ve bu yönüyle kamu yaran amacıyla da düzenlenmediği sonucuna
varılmıştır.
II- 35. maddenin ikinci fıkrasında, yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin
kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketlerinin, ancak özel
kanun hükümleri çerçevesinde taşınmaz mülkiyeti ve taşınmazlar üzerinde sınırlı
aynî hak edinebilecekleri belirtilmektedir. Buna göre, yabancı tüzel kişilerin
Türkiye'de taşınmaz edinmelerinde, yabancı gerçek kişilerden farklı olarak
karşılıklı olma koşulu aranmadığı gibi, edinilebilecek taşınmaz miktarı yönünden
de bir sınırlama getirilmemektedir. Fıkra ile göndermede bulunulan özel kanun
hükümleri kapsamında yer alan 6326 Sayılı Petrol Kanunu, 2634 Sayılı Turizmi
Teşvik Kanunu ve 4737 Sayılı Endüstri Bölgeleri Kanunu'nda da yabancı tüzel
kişilerin edinebilecekleri taşınmazların toplam yüzölçümü bakımından bir üst
sınır öngörülmediğinden bu konuda bir sınırsızlık bulunduğunda duraksamaya yer
yoktur. Yabancı tüzel kişileri yabancı uyruklu gerçek kişilere göre imtiyazlı
duruma getiren dava konusu ikinci fıkranın Anayasa’nın eşitlik ilkesinin
düzenlendiği 10. maddesinin "Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz
tanınamaz" diyen üçüncü fıkrası hükmü ile bağdaşmadığı açıktır.
III- Madde'nin yedinci fıkrası ile yabancı uyruklu gerçek kişiler ile yabancı
ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip
ticaret şirketlerinin, sulama, enerji, tarım, maden, sit, inanç ve kültürel
özellikleri nedeniyle korunması gereken alanlarda, özel koruma alanları ile
flora ve fauna özelliği nedeniyle korunması gereken hassas alanlarda ve
stratejik yerlerde kamu yararı ve ülke güvenliği bakımından taşınmaz ve sınırlı
ayni hak edinemeyecekleri alanları, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının tescile
esas koordinatlı harita ve plânlan içeren teklifi üzerine belirlemeye Bakanlar
Kurulu yetkili kılınmıştır. Buna göre, Fıkra'da sayılan özelliği olan yerlerde,
Bakanlar Kurulu yetkisini kullanarak bir karar almadıkça taşınmaz satışına engel
bulunmamaktadır. Bu konuda gerekli düzenlemeleri yapması için bir süre ile de
bağlı tutulmadığından Bakanlar Kurulu'nun kendi takdiri doğrultusunda hareket
etmesi kaçınılmazdır. Yasal çerçevenin belirlenmemesinden kaynaklanan bu durumun
yasama yetkisinin devrine yol açacağı ve yasanın korunmasını amaçladığı yerler
için bu amacın gerçekleşemeyeceği kuşkusuzdur.
Açıklanan nedenlerle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
KARŞIOY
29.12.2005 günlü, 5444 sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun'un 1. maddesi ile değiştirilen Tapu Kanununun 35. maddesinde yabancılara
yapılacak taşınmaz satışlarıyla ilgi bir kısım sınırlamalara yer verilmesine
rağmen, "...kanuni sınırlamalara uyulmak..." biçimindeki yollama ile diğer
kanunlardaki sınırlamaların da yabancılara satılacak taşınmazlar bakımından
uygulanması sağlanarak, ülkemiz için hayati önem ve özelliğe sahip alanların
Türküye Cumhuriyeti Devleti ve vatandaşlarının yararı ve geleceği için
yabancıların eline geçmesi önlenmek istenmiştir. Bu yollamanın 35. maddede
sayılan bir kısım sınırlamaların yeterli görülmemesinden kaynaklandığı, kamu
yaran ve ülke güvenliğini koruyabilmek için yapıldığı anlaşılmakta ise de
maddede yer alan "kanuni sınırlamalar" ibaresinin neler olduğu açıkça ortaya
konulmamıştır. Yasalarda yer alan ve anlaşılabilir olan sınırlamalara ülkede
yaşayan herkesin uyacağı kuşkusuzdur. Yabancıya yapılacak taşınmaz satışının
önemi nedeniyle ihtiyaç duyulan sınırlamaların maddede belirtilen diğer
sınırlamalar gibi açık, anlaşılabilir ve madde içinde yer alması, ülke
güvenliğini ve kamu yararını sağlayabilecek nitelikte ve yeterlilikte olması
gerekir. Diğer kanunlarda taşınmaz edinimiyle ilgili olarak yer alan
sınırlamaların zaman içinde değişebileceği veya kalkabileceği, hatta bu
sınırlamaların sadece yabancılara satılacak taşınmazlar bakımından
getirilmedikleri dikkate alındığında, yapılan yollamanın ülke güvenliğini ve
kamu yararını sağlamak için yetersiz kalacağı açıktır.
Diğer taraftan, ülke güvenliği ve kamu yaran için ihtiyaç duyulan sınırlamalara
nitelikleri açıklıkla belirtilerek maddede yer verilmemesi nedeniyle oluşan
belirsizlik, uygulamayı zorlaştırabileceği gibi anayasal denetimi de
güçleştirir.
Bu nedenle sözü edilen ibareyle yapılan yollaman ülke güvenliğini ve kamu
yararını korumak bakımından yeterli olmadığı için, Anayasa'nın başlangıç ve 5.
maddesine, açık, anlaşılabilir ve sınırlan belirli kurallar içermediği için de
bunu öngören Anayasa’nın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesine aykırıdır.
Tapu Kanunu'nun 35. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yabancılara
tanınan sınırlı ayni hak tesisi, birinci fıkranın birinci cümlesindeki
"...kanuni sınırlamalara uyulmak..." koşuluna bağlandığı için, iptali istenen
"Simli ayni hak tesis edilmesinde de aynı koşullar aranır" biçimindeki kural,
yukarda açıklanan gerekçelerle "...kanunisınırlamalara uyulmak..." ibaresi
yönünden Anayasa'ya aykırıdır.
Her iki kuralın da iptali gerekir.
Üye
Mehmet ERTEN
KARŞIOY YAZISI
Anayasa Mahkemesi'nin 14.3.2005 günlü ve E.2003/70-K.2005/14 sayılı kararından
sonra, bu kararın gerekçeleri de gözetilerek 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 35.
maddesi, 5444 sayılı Yasayla yeniden düzenlenmiş ve yabancı uyruklu gerçek ve
tüzel kişilerin taşınmaz edinmeleri konusunda kimi sınırlamalar getirilmiştir.
Anılan maddedeki sınırlamalardan birisi de "...yabancı uyruklu gerçek kişilerin
il bazında edinebilecekleri taşınmazların illere ve il yüzölçümüne göre binde
beşini geçmemek üzere oranını tespite..." Bakanlar Kurulu'nu yetkili kılan
düzenlemedir.
Kural, yeten kadar açık ve belirgin olup, Bakanlar Kurulu'nun yetkisini
kullanırken her ilin durumunu ve ilçelerinin özelliğini gözeterek bu sınırlamayı
ilçe bazında uygulamasına engel bir hüküm de içermemektedir. Bu sınırlamanın il
veya ilçe baz alınarak saptanması yasakoyucunun takdir alanı içindedir.
Yasakoyucunun takdir alanı içindeki bir konuda yapılan düzenlemenin denetiminin
yerindelik denetimi anlamına geleceği açıktır. Anayasa yargısında ise yerindelik
denetimine yer verilmemiştir.
Bu nedenlerle, kuralın Anayasa'ya aykırı olmadığı görüş ve kanaatında olduğumdan
aksi yöndeki çoğunluk kararma katılmadım.
Üye
A. Necmi ÖZLER
AZLIK OYU
5444 sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla ilgili karara
karşı olduğum bölümler, karar sonucundaki sıralamaya uyularak aşağıda
vurgulanmaktadır.
A- 1. Maddesiyle Yeniden Düzenlenen 2644 Sayılı Tapu Kanunu'nun 35. Maddesinin
1 - Birinci fıkrasının
a- Birinci tümcesindeki "...ve kanuni sınırlamalara uyulmak..." anlatımı
yönünden:
Anayasa’nın 2. maddesinde tanımlanan hukuk devleti, yasalara uygun irade
sergilemeleri için açık ve ayrıntılı kurallarla sınırlan çizilmiş belirgin ve
güvenli bir ortamı gerekli kılar.
Yabancı uyruklu gerçek kişilerin taşınmaz edinilmeleri için getirilen özel yasal
düzenlemenin, yorumlardan uzak bir içerik barındırması gerektiği kuşkusuzdur.
Çünkü bu konuya ayRI bir önem verilmekte, taşınmazın sahipliği yönünden ölçütler
getirilmektedir. Gerek bu oluş, gerekse yabancılık öğesinin taşınmaz hukukuyla
birlikte uygulanması nedeniyle, yasal hak ve olanakların açıklıkla ve
yorumlamalara bırakılmadan belirlenmesi, değinilen zorunluluğun ayrı
gerekçeleridir.
Bu bakımdan, yasal sınırlamalar belirgin ve hukuk güvenliği içinde öngörülmeden,
başka yasal düzenlemelere yapılan soyut yollama uygulamacıların yorumlarına ve
araştırmalarına bırakılmış bir nitelik taşır. Bu sonuç ise hukuk devleti
ilkesiyle çelişir.
b- İkinci tümcesi yönünden:
Yukarıda birinci tümce yönünden açıklanan görüş, ikinci tümcedeki "Sınırlı aynı
hak tesis edilmesinde" de geçerlidir. Bu tümce bu yönden Anayasa’nın 2.
maddesiyle örtüşmemektedir.
c- Üçüncü tümcesi yönünden:
Tümcenin yazılış biçiminin ve "ile" sözcüğünün bağlaç işlevinin ayırıcı sonuçlar
vermesi olanaklıdır, "ile" bağlacıyla, "edinilecek taşınmazlar" bir yanda,
"sınırlı aynı haklar" bir yanda kalmaktadır. Daha sonra gelen "toplam" sözcüğü
ise, bu farklı taşınmaz haklan farklılaştıran ve ayrı ayrı hesaplanması yolunu
açan bir niteliktedir.
Bu bakımdan, "toplam" sözcüğünün açık bir netlik taşımaması, kuralın yasaların
belirginliğini temel olan hukuk devleti ilkesiyle çelişmesine neden olmaktadır.
2- İkinci fıkrası yönünden:
Anayasa’nın başlangıç ilkesinde yer alan "Dünya milletleri ailesinin eşit
haklara sahip şerefli bir üyesi" olmak olgusu, yabancı öğesinin gündeme geldiği
konularda karşılıklılık ilkesinin varlığını gerekli kılar. Gerçekten de birinci
fıkra gerçek kişiler yönünden karşılıklığı vurgulanmakta, vazgeçilmezliğini bu
yasal boyutta da duyumsatmaktadır. Yedinci fıkrada sayılan istisnalar ise,
karşılıklılık değil, özel yerlere ilişkin yasaklamalarla ilgilidir.
Bu duruma karşın, ikinci fıkrada ticaret şirketleri için karşılıklılık ilkesi
öngörülmemesi Anayasa’nın başlangıç ilkesine açıkça aykırıdır.
4-Yedinci Fıkrasının
İptal edilen kısım dışındaki bölümü yönünden:
Fıkrada bazı özel yerler sayılarak bu yerlerde kamu yaran ve Ülke güvenliği
bakımından taşınmaz ve sınırlı aynı hak edinilemeyecek alanların Bakanlar
Kurulunca belirleneceği kurala bağlanmıştır. Ana kurala göre ayrı nitelik içeren
bir ilke ayrıca koşula bağlanmıştır.
Bu koşul ile belirtilen yerlere ilişkin ilgili kurum ve kuruluşun önerisi
aranmakta, ilgili idare temsilcilerinden oluşacak komisyonca, Bakanlar Kurulunca
verilen yetkiler içinde bu önerilerin incelenip Bakanlar Kuruluna sunulacağı
belirtilmektedir.
Öteden beri değinilen hukuk devleti ilkesi belirginlik, hukuksal güvenlik gibi
başlıklarla anlam kazanmaktadır. İrdelenen yasal metinde ise, özel önem verilen
yerler öne çıkarılmakta, ancak istisna niteliği önerilere bağlanmaktadır.
Böylece yasama yetkisinin sınırsız devrine de neden olunmaktadır.
Yukarıda belirtilen nedenlerle davaya konu Yasa'nın ilgili bölümlerde belirtilen
kurallarının, Anayasa’nın Başlangıç, 2. ve 7. maddelerine aykırılığı nedeniyle
iptali gerekeceği oyuyla karara karşıyım.
Üye
Şevket APALAK
KARŞI OY
5444 sayılı Yasa'nın 1. maddesi ile değişikliğe uğrayan 2644 sayılı Tapu
Kanunu'nun 35. maddesinin 1. fıkrasının 3. tümcesi "yabancı uyruklu gerçek bir
kişinin ülke genelinde edinebileceği taşınmazlar ile bağımsız ve sürekli
nitelikte sınırlı ayni hakların toplam yüzölçümü iki buçuk hektarı geçemez"
demektedir.
Düzenleme, edinimler toplamının iki buçuk hektarı geçemeyeceğini belirleyerek
bir üst sınır ölçüsü çizmiş, bu sınır içinde edinilen haklan ise taşınmaz ile
bağımsız ve sürekli sınırlı ayni haklar olarak sayıp nitelemiştir.
Taşınmaz mülkiyeti; malike hak konusundan yararlanma, üzerinde hukuki ve fiili
tasarrufta bulunma yetkisi veren, Bağımsız ya da sürekli nitelikli sınırlı ayni
haklar ise sahibine eşyadan yararlanma veya malike bir çekinme borcu yükleyen
irtifak hakları ya da maliki bir taşınmaz karşılık olmak üzere bir edimde
bulunma borcu altına sokan mükellefiyet veya konu eşyayı bir alacağın temini
için paraya çevirme yetkisi veren rehin haklarından oluşup, hak sahibine
mülkiyetten farklı ancak muhtevasını oluşturan hak konusunda yetki verirler.
İrtifak Haklan, (geçit, mecra, kaynak gibi) taşınmaz lehine ya da (intifa, üst
gibi) belirli bir şahıs lehine tesis edilirler. Bir grup irtifak haklan da hak
sahibine eşya üzerinde olumlu davranışda bulunma zorunluluğu getirmekte olup,
inşaat yapmama, manzara kapatmama gibi mülkiyetin sağladığı hakka ilişkin tüm
yetkilerin kullanılamayacağı TMK md 779 gibi olumsuz irtifak haklan da vardır.
Bağımsız olmayan yani belli bir şahıs lehine tesis edilmiş irtifak hakkı (sükna,
intifa, rehin)nın tapu siciline taşınmaz olarak kaydı ile ayni irtifaklarında
lehine tesis edilen taşınmazlardan ayrı olarak devri mümkün değildir. O halde
bağımsız mahiyetleri de yoktur. Kaynak ve üst hakkı gibi hakların ise
devredilebilir şekilde tapu siciline tescili mümkündür.
Görüldüğü üzere, ancak bağımsız ayni haklar tapu siciline ve de yalnızca hak
sahibinin talebi ile kaydedilebilmektedir.(TMK md 1013) İşte sınırlı ayni
hakların (şahsa bağlı irtifak, taşınmaz mükellefiyeti, rehin haklan gibi) tapuya
taşınmaz cinsinden kaydı gerekmeyen haklardan olması karşısında düzenlemedeki
uygulamacıya ÖLÇÜ OLACAK ve fazlasının bir yabancı tarafından edinilemeyeceği
"iki buçuk hektar"ın belirlenebilmesi için tapu kayıtlamaları sınırlı ayni hak
cinsine ve hak sahibinin tescil talebine bağlı kalan bir karışıklık ve
belirsizlik içindedir.
İpotek, ipotekli borç senedi gibi taşınmaz rehni nitelikli sınırlı ayni hakların
özelliği, taşınmaz mülkiyet hakkı ve buna inhisar ettirilen hak sınırını
belirleyen yüzölçüm kriteri ile aynı ölçü birimi ile mukayese edilmesi farklı
nitelik ve muhtevaya sahip hakların kuraldaki gibi ölçümleme yolu ile
toplanabileceğinin söylenmesi olanaklı değildir.
Düzenleme yazılı biçim ile hem mülkiyet hakkını hemde niteliği ne olursa olsun
sınırlı ayni haklar toplamını iki buçuk hektar ile sınırlamıştır. Bu cümleden
baktığımızda iki buçuk hektar bir alan üzerinde ipotek hak sahibi bir yabancı
artık herhangi bir taşınmaz mülkiyet edinme hakkını kullanamayacak ya da iki
buçuk hektar tapusu olan bir kişi o gayrimenkul için gerekli dahi olsa sınırlı
ayni hak olan bir metrelik bir geçit hakkı edinemeyecektir.
Düzenleme, aynı nitelikte sayılıp ölçümlenemeyecek hakları birbirleri ile
toplama sonucuna götürmekte ve hakların BİREYSEL İŞLEVSELLİĞİNİ birbirine
bağımlı ve birbirine smır teşkil etmek üzere ortadan kaldırmaktadır.
Gerek taşınmaz gerek sınırlı ayni hakkın ayrı ayrı yabancı gerçek kişiye
tanınması konusunda anayasal bir aykırılığın bulunduğu söylenemediğine göre, bir
hakkın varlığının rakamsal boyutunun diğer hakkın varlığ